Rahvancıoğlu: Bize Anlatı Yapacaklarına, Eriyen Alım Gücünü Yerine Nasıl Koyacaklarını Göstersinler!

Bağımsızlık Yolu Mali Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, Kuzey Kıbrıs TV’de Melis Günel’in sunduğu, Son 24 Saat programının konuğu oldu. Rahvancıoğlu, asgari ücret ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Asgari Ücretli 2011’den Beri 1 Maaş Eksik Alıyor

Asgari ücretin yapısal olarak ele alınması gerektiğini belirten Rahvancıoğlu, rejim siyasetlerinin sadece anlık olarak bu konuyu konuştuğunu söyledi. Rahvancıoğlu, “Yıllardan beri çevirip kullandıkları kavramları, hafızasızlığa oynayarak temcit pilavı gibi görüyoruz. Esas olan hayatın ucuzlatılması diyorlar ama hayatın nasıl ucuzlatılacağını söylemedikleri gibi bu konuyu sadece asgari ücret tespit zamanı konuşuyorlar” dedi. 2011’den beri asgari ücretlinin 11 maaş ödendiğine, 1 maaş eksik aldığına dikkat çeken Rahvancıoğlu, yıllardır bu durumun istikrarlı bir şekilde devam ettiğini ve 2025 yılında da değişmediğini söyledi.  Rahvancıoğlu, 18.39’luk artışla, rakamın aslında 1 Temmuz 2025’e eşitlendiğini belirterek, arada kalan aylarda TÜFE rakamlarından dolayı oluşan hayat pahalılığını ve alım gücünün telafi edilmediğini vurguladı.

Rahvancıoğlu, aradaki 1 maaşlık 43bin TL’lik kaybı süt hesabı yaparak şu şekilde aktardı, “Diyelim ki 1 Ocak 2025’teki maaşımız 100 TL ve sütün fiyatı da 10TL’dir. Teorik olarak 10 tane süt alabiliyoruz. Ocak ayı enflasyonuyla sütün fiyatı 10,2 oluyor ve biz daha az süt alıyoruz. Bu böyle arttıkça, 12 ayda 120 tane süt alabilecekken sadece 108 tane süt alabiliyoruz” bu hesaba bakıldığında 1 yılda 12 süt kaybettiğimizi belirten Rahvancıoğlu, “işte bu, eriyen maaştır” dedi.

Bize Anlatı Yapacaklarına, Eriyen Alım Gücünü Yerine Nasıl Koyacaklarını Göstersinler!

Hayatı pahalılaştıranın asgari ücretliler olmadığının altını çizen Rahvancıoğlu, hayatı pahalılaştıranın zamları yapanlar olduğunu işaret ederek, “hayatı ucuzlatmak gerektiğine dair bize anlatı yapacaklarına, hali hazırda pahalılanmış hayatta eriyen alım gücünü yerine nasıl koyacaklarını göstersinler” şeklinde konuştu.

Rahvancıoğlu, TÜFE ile hayat pahalılığı arasındaki farka değinerek bu farkın yılın sonunda oluştuğuna dikkat çekti. Rahvancıoğlu, yılın ortasında TÜFE ile hayat pahalılığı oranının aynı olduğunu belirtti.  Geçen yılı hatırlatan Rahvancıoğlu, “ocak ayına yansıyacak olan rakam 3.62’lik fark oluşmuştu. Bu da TÜFE ile hayat pahalılığı arasındaki farktı. Bu durum patronlar tarafından 1 yıl önce planlanmıştı ve hükümete talimat olarak verilmişti. Oğuzhan bey bakan olmayı bile düşünmezken bu hazırlanmıştı. Tıpkı 1 Ocak 2025’te 11.12 yerine %7.5 verildiği gibi. Aradaki fark 3.62 ve bu rakam tam da hayat pahalılığı ile TÜFE arasındaki farktır” dedi. Rahvancıoğlu, patronların iktidarı devam ettiği sürece gelecek yıl da bu tabloyla karşılaşacağımızı vurguladı.

Asgari Ücret En Düşük Kamu Maaşına Eşitlenmeli

Rahvancıoğlu, hayat pahalılığı oranının altında hiç artış vermedik diyen partilerin o artışı verdiğini ifade ederek 4’lü hükümet döneminde hayat pahalılığın %12.12 oranının altında artış verildiğini hatırlattı. Bu hükümeti patronların yönettiğini belirten Rahvancıoğlu, “bunu kırmanın yolu işçilerin örgütlenmesinden geçer. Bu olana kadar da asgari ücret en düşük kamu maaşına eşitlenmeli ve hayat pahalılığı oranında kamu maaşlarıyla eşit şekilde artmalı” şeklinde açıklayarak, geriye kalan söylemlerin hepsini “boş vaat lokantasından menü seçmek” olarak niteledi.

“Yerli İstihdamı Destekleme Fonu” Adı Altında Emekçinin İhtiyat Sandığı Hakkı Gasp Edildi

Asgari ücretli çalışanın dilenci olmadığını ve tartışılan konunun “hak” olduğunun altını çizen Rahvancıoğlu, “destek gibi söylemler yakışıksızdır” dedi. Çalışma Bakanlığının 2 bin TL’lik desteğinin vergiye gireceğine de dikkat çeken Rahvancıoğlu, asgari ücretin bin TL üzerinde olanın 2bin TL alamayacağını, sadece kktc vatandaşı asgari ücretlilere verileceğini, burada bir adaletsizlik olduğunu söyledi. Rahvancıoğlu, ayrıca bu paranın yabancı uyruklu vatandaştan geldiğini, “Yerli İstihdamı Destekleme Fonu” adı altında emekçinin İhtiyat Sandığındaki hakkının çalındığının altını çizdi.

2008 yılında CTP hükümeti döneminde hayata geçirilen “Yerli İstihdamı Destekleme Fonunu”n yüz karalık bir utanç olduğunu söyleyen Rahvancıoğlu, yabancı işçinin emeğinden çalarak bu kaynağın oluşturulduğunu vurguladı. Kıdem tazminatı uygulamasından da bahseden Rahvancıoğlu, “kıdem tazminatı İhtiyat Sandığı olarak geçiyor fakat yabancı uyruklu bundan yararlanamıyor, çünkü o hak CTP tarafından gasp edildi. Bu, tarafı olduğumuz İLO sözleşmelerine de aykırı” dedi. Rahvancıoğlu, patronların zihniyetinin yerli-yabancı-üçüncü uyruklu gibi bölmek üzerine kurulu olduğunu ifade ederek bunu meşru kılmak için kullanılan dilin de kabul edilemez olduğunu belirtti.  

İşçilerin Önce İhtiyat Sandığı ve Maaş Hakları Gasp Edildi Geriye Yalnızca Sigorta Hakkı Kaldı

Rahvancıoğlu, işçilerin önce İhtiyat Sandığı hakkının, ardından da maaşlarının yüzde 40 oranındaki kesintiyle gasp edildiğine dikkat çekerek, çalışma hayatının üç ayak ve üç boyuttan oluştuğunu söyledi. Bu üç ayağın devlet, işveren ve işçi; üç boyutun ise sigorta, İhtiyat Sandığı ve maaş olduğunu ifade eden Rahvancıoğlu, “Bu memlekette hem ayaklar hem de boyutlar sakatlanmış durumdadır” dedi. Yabancı işçilerin önce İhtiyat Sandığı ve maaş haklarının gasp edildiğini, geriye ise yalnızca sigorta hakkının kaldığını belirten Rahvancıoğlu, özel sektörde haklar geriledikçe kamuda da hakların aşağıya çekileceğini vurguladı. Rahvancıoğlu, sözlerini “Onların işi bölmek, bizim işimiz birleştirmektir” diyerek tamamladı.