Barbarlığın savaş tamtamları yeniden çalıyor!
Kapitalist sömürü ve emperyalist yağma rotasını bir kez daha faşizme doğru çevirdi. Emperyalizm paslı dişlerini yeniden insan kanı ile yağlamaya hazırlanıyor. Sermayenin bu doymak bilmez kanlı iştahı, insanlığın binlerce yılda biriktirdiği tüm değerleri yok edecek kanlı bir savaş anlamına geliyor. Filistin halkının maruz kaldığı kanlı soykırım sürerken; ABD emperyalizmi Libya, Irak ve Suriye’den sonra şimdi de Venezuela, İran, Grönland ve Küba’ya yönelik saldırgan politikalar geliştirmektedir. Donald Trump’ın şahsında, İkinci Dünya Savaşı öncesi klasik faşizm pratiklerini yürürlüğe sokan ABD emperyalizmi, ülkelerin egemenliklerini hiçe sayarak hareket etmeyi uluslararası siyasetin normali haline getirmiş durumdadır.
Suriye’de cihatçı çeteleri önce “muhalif” olarak pazarlayan, sonra da ülkenin parçalanması görevi ile iktidara yerleştiren emperyalist ABD, İran’da ise dinsel gericiliğe karşı Şah rejimini özleyen sözde çağdaş bir “muhalefet” icat etmiştir! Suriye’de kafa kesen kökten dincilerle kol kola girenler, İran’da kökten dincilere karşı diktatörlük taraftarları ile omuz omuzadır. ABD emperyalizmi bu sırada Venezuela ve Küba’yı yeterince demokratik olmamakla itham edebilecek kadar da yüzsüzdür!
Emperyalizm işine geldiğinde laik rejimlere karşı cihatçılarla, işine geldiğinde dinci cumhuriyetlere karşı diktatörlük yanlılarıyla, işine geldiğinde ise demokratik rejimlere karşı işbirlikçi muhafazakârlarla yanyana gelebilmekte; işi bittiği zaman ise eski işbirlikçilerini bir köşeye itmekte bir an bile tereddüt etmemektedir. Bu tutarsızlığın görünmez kılınması görevi ise postmodern akıl karşıtlığını kendine silah yapan küresel medya tekellerine verilmiştir. Bugün akıl, hakikât ve tutarlılık gibi aydınlanma değerleri de en az ülkeler ve emekçiler kadar saldırı altındadır!
Emperyalizmin gölgesine sığınarak halklar veya emekçiler için kalıcı kazanımlar elde etmek mümkün değildir. Onyıllarca süren stratejik ortaklıklar, emperyalist çıkarlar gerektirdiğinde bir anda unutulabilmekte; ABD’ye güvenerek Marksizmi revizyondan geçirmeye cüret edenler, kendilerini bir gecede ortada bırakılmış olarak bulabilmektedirler. Dünyayı çevreleyen karanlığa rağmen insanlığa umut veren yegane örneklerin İsrail’in soykırım politikalarına karşı kararlılıkla direnen Filistin ve ABD’nin burnunun dibinde kahramanca mücadele eden Küba halkları olması tesadüf değildir. Barbarlık karşısında direniş, insanı insanlaştırır, halkları devleştirir! Filistin ve Küba halklarının onurlu mücadelesi hepimize ilham vermekte, ciğerlerimizi direnişin temiz havasıyla doldurmaktadır. Bağımsızlık Yolu Genel Kurulu bu bilinçle, kahraman Filistin ve Küba halklarını en derin yoldaşlık ve dayanışma duygularıyla selamlar!
ABD öncülüğündeki emperyalist kapitalizm bugün İkinci Dünya Savaşı öncesi Hitler faşizmini çağrıştıran bir pratik sergilerken, Nazi Almanyası’nı durdurup yenenin, büyük Ekim Devrimi’nin ülkesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olduğu unutulmamalıdır. Kudurmuş faşizm, Sovyet halklarının ördüğü duvara çarpıp dağıldı. Ancak ABD’nin günümüzdeki haydutluğu, bizleri faşizmin karşısında insanlık adına dövüşecek bir SSCB’nin yokluğunda, daha çok Birinci Paylaşım Savaşı öncesi koşullara benzer bir durumda yakalamıştır. Emperyalizm biraz da bu yüzden bu kadar pervasızdır, bu yüzden bu kadar hoyrattır! Ancak nasıl ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın üçte biri sosyalist olmuşsa, bunu müjdeleyen SSCB’nin doğuşu da Birinci Paylaşım Savaşı’nın ürünüdür. Tarih bize göstermektedir ki; emperyalist barbarlık, sosyalist devrimlere gebedir! Barbarlığın alternatifi de panzehiri de sosyalizmdir!
Emperyalist devletlerden veya bu devletler tarafından oluşturulmuş uluslararası hukuktan emekçiler yararına bir beklenti içerisine girilemeyeceği gibi; şu veya bu emperyalist arasından kötünün iyisini seçmenin de insanlığa bir yararı olmayacaktır. Yükselen faşizm karşısında sosyalistlerin savunma hattı; emperyalizmin basıncı altında çatırdayan ulus devletler zemininde değil, emperyalist ülkelerin kalbine kadar sokulmuş ve tüm dünyaya yayılmış emekçi sınıflar temelinde kurulmalıdır. Ulusal düşmanlıkların karşısına emekçilerin sınıf kardeşliği ile, emperyalist savaşların karşısına sınıf savaşı ile çıkılmalıdır!
Emperyalist planlar, taşeron anavatanlar ve yerli işbirlikçiler eli ile bölünmüş ülkemizde de durum farklı değildir. Stratejik bir yeni sömürge konumundaki adamız, her zaman emperyalistlerin bölgemizdeki planlarından ilk etkilenen coğrafyalar arasında olmuştur. Tarihte emperyalistlere uşaklık yapacak işbirlikçiler de ne yazık ki adamızdan eksik olmamıştır. Bugün de her iki yandaki egemenler bir taraftan ABD ve İsrail’e yaranmaya çalışmakta, diğer taraftan BM ve AB’nin sözde insan hakları hukukundan fayda ummaktadır. Emperyalistlerden vefa bekleyenler, olmayacak duaya amin demektedirler. Biz sosyalistlerin görevi ise, emperyalizmle iş tutmaya yönelik bu politikaların halklarımıza barış değil savaş, bağımsızlık değil bağımlılık, refah değil sefalet vadettiğini anlatmak ve göstermektir. Ülkemizde de emperyalist ayrılıkçılığın karşısına, sosyalist bir federasyonun birleştiriciliği ile çıkılmalıdır.
İster Kıbrıs Cumhuriyeti’ni NATO’nun bir uzantısı haline getiren işbirlikçi politikalarla olsun, isterse de gizli iki devletçilik taktiği ile ABD’ye TC üzerinden eklemlenme yaklaşımıyla olsun; ülkemizdeki her iki egemen blok da federal bir Kıbrıs’tan vazgeçmiştir. Kıbrıs’ta federasyon, sadece her iki halkın kardeşçe birliği ve emperyalist kapitalizme karşı ortak mücadelesi ile emekçiler tarafından kurulabilir. Bunun için içeride neoliberal politikalara, dışarıda emperyalist haydutluğa karşı halklarımızın ortak mücadelesini örgütlemek sosyalistlerin en temel görevidir.
Ülkemizin bağrına bir kama gibi sokulmuş emperyalist İngiliz Üsleri’nin sökülüp atılması partimizin temel hedeflerinden birisidir. Kıbrıs Cumhuriyeti egemenlerinin başta ABD olmak üzere İsrail, Fransa ve İtalya ile kurduğu askeri ilişkilere karşı Bağımsızlık Yolu olarak önümüzdeki dönemde Kıbrıslı Elen halkı ile birlikte mücadeleyi tırmandırmak önemli bir görevdir. Diğer yandan bu ilişkileri mazeret göstererek kuzeyde ayrılıkçılığın sinsi bir şekilde tırmandırılması da kabul edilemez. Kuzeydeki şovenizm TC üzerinden, güneydeki şovenizm ise İsrail üzerinden ABD’ye yaltaklanmaktadır. Bağımsız sosyalist federal bir Kıbrıs isteyen bizler için her iki yol da barbarlığa çıkmaktadır!
Ersin Tatar’ın haksız bir şekilde tuttuğu cumhurbaşkanlığı makamından indirilmesinden sonra, önümüzdeki dönemin bir hükümet değişikliğine sahne olacağı kolayca öngörülebilir. Tatar’ın açık iki devletçiliğinin yerini Erhürman’ın gizli iki devletçiliğine bırakması gibi; yeni hükümetin federal bir Kıbrıs beklentisi olan geniş kitlelerde hayal kırıklığı yaratması da kaçınılmazdır. Dahası Erhürman’ın yaklaşan hükümet değişimine kadar gizlemeye çalıştığı pratikler, yeni hükümet ile birlikte dizginlerinden boşalacaktır. Bugün mevcut hükümetin uyandırdığı iğrenme ve öfke duygularından dolayı, birçok insan için görünmez olan bu durum yarın herkes için ayan beyan ortaya çıkacak hakikattir.
Olmuş olanı söylemek gazetecilerin görevidir, devrimciler ise halkı olacak olana hazırlamakla yükümlüdürler. Bağımsızlık Yolu, önümüzdeki dönemde şu veya bu emperyaliste yaltaklanmak amacıyla federasyon mücadelesine ihanet etmeye hazırlananların boşaltacağı alanı, sosyalist bir içerikle doldurmak üzere bugünden hazırlanmak görevi ile karşı karşıyadır! Bunu şimdiden görmek, göstermek ve yarın için hazırlanmak, halkın yaşayacağı hayal kırıklığını daha hızlı atlatması için de elzemdir!
Bağımsızlık Yolu Genel Kurulu, yeni oluşacak olan Parti Meclisi’ni yukarıda aktarılan fikirler doğrultusunda partiyi ve halkı hazırlamakla görevlendirir. Parti kadrolarının sokakta, sandıkta, işyerlerinde, okullarda, mahkemelerde ve fikirsel mecralarda yeni dönemin sorumluluklarını göğüslemek üzere seferber edilmesi öncelikli olarak ele alınmalıdır. Partimizin içeride emekçiler arasında örgütlenip faşizme karşı mücadeleye hazırlanırken; enternasyonal temelde yeni bağlantılar kurması, dünyadaki başka sosyalist örgütlerle ortak cepheler içerisinde yer alması, sınıf mücadelesinin uluslararası boyutlarının halkımızın gündemine taşınması yeni dönemin öncelikleri arasındadır.
Emperyalist barbarlar, faşizmi kuşanarak tüm insanlığı karanlık bir geleceğe doğru sürüklemek istiyorlar. Yerli işbirlikçiler ülkemizi emperyalistler için dikensiz gül bahçesi kılmak üzere, kendi aralarında yarışıyorlar. Bu ilk denemeleri değil. Birinci girişimleri dünyanın ilk sosyalist devletinin doğuşuyla, ikinci girişimleri de dünyanın üçte birinde sosyalizmin iktidarıyla sonuçlandı. Bu üçüncü girişime sadece faşizmi değil, tüm ülkelerdeki emperyalist kapitalizmi dünya yüzünden temizleyerek yanıt vermek üzere hazırlanmak zorundayız. Çünkü hem ülkemizde hem de dünyada seçeneklerimiz hiçbir zaman olmadığı kadar nettir:
Ya Sosyalizm, Ya Barbarlık!