
Emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu Dış İlişkiler Sekreteri Umut Ersoy, Kanal Sim’de Serhat İncirli’nin konuğu olarak, örgüt yapısından güncel siyasal gelişmelere, seçim stratejilerinden küresel güç dengelerine kadar pek çok konuda partinin duruşu ile ilgili açıklamalarda bulundu. Ersoy, Bağımsızlık Yolu’nun koltuk kavgalarının değil, emek ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunu vurguladı.
Ersoy, Bağımsızlık Yolu’nda görev değişimlerinin bir bayrak yarışı ve liyakat ilkesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Makam odaklı değil, sorumluluk ve mücadele odaklı bir kültür inşa etmeye çalıştıklarını ifade eden Ersoy, “Biz mücadele etmek için bu partinin içerisindeyiz. Belirli makamlara değil, belirli sorumluluk ve görevlere talip oluyoruz. Kurumsallığımızı bu kültür üzerine kurduk, düz üyeden genel sekretere kadar herkesin yetki ve sorumluluğu bellidir. Bizim derdimiz makam değil, memleket ve özgürlüktür” dedi.
Sermayeden Bağımsız, Öz Gücümüze Dayanarak Siyaset Yapıyoruz
Partinin mali yapısının bağımsızlığın temel taşı olduğunu söyleyen Ersoy, gelirlerin sadece üye aidatları ve dayanışma etkinliklerinden sağlandığını hatırlattı. Büyük sermaye gruplarından veya bağışçılardan asla yardım kabul etmediklerini vurgulayan Ersoy, “Kendi öz gücümüze dayanarak siyaset yapıyoruz. Dışarıdan güç alarak değil, bağımsız emekçilerin kendi gücüyle var oluyoruz. Bu süreç zaman alıyor ve sabır gerektiriyor ancak halkı mücadelenin öznesi haline getirerek kalıcı bir dönüşüm yaratmak tek hedefimizdir” ifadelerini kullandı.
Seçimler Mücadelenin Bir Aşamasıdır
Seçimlere bakış açısını “mücadelenin bir aşaması” olarak tanımlayan Ersoy, 2022’den bu yana gerçekleşen hemen hemen tüm seçimlere katıldıklarını belirtti. Seçimi sadece kazanmak veya kaybetmek üzerinden okumadıklarını, rejimin kriterlerini değil halkın taleplerini merkeze aldıklarını söyleyen Ersoy, özel sektörde sendikalaşmanın zorunlu olması, asgari ücretin en düşük kamu maaşına endekslenmesi, servet vergisi ve stratejik kurumların kamulaştırılması gibi taleplerin partinin kırmızı çizgisi olduğunu vurguladı.
Eğer Bir İttifak Söz Konusu Olacaksa, Bu Ancak Programatik Taleplerimiz Etrafında Şekillenebilir
Olası seçim ittifakları konusundaki soruları yanıtlayan Ersoy, ittifakların sadece sandık odaklı değil, “mücadele odaklı” olması gerektiğini söyledi. Ersoy, “Eğer bir ittifak söz konusu olacaksa, bu ancak programatik taleplerimiz etrafında şekillenebilir. Emekçilerin çıkarını sulandıracak, sermayeyi kucaklayan herhangi bir yapının içerisinde olmamız mümkün değildir. Siyasal hattımız nettir, biz emeğini satarak geçinen insanların çıkarlarını kıskançlıkla savunmaya devam edeceğiz,” dedi.
Barış Ancak Çıkarları Ortak Olan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elen Emekçi Sınıflarının Omuz Omuza Vermesiyle Mümkün Olabilir
Kıbrıs’ın her iki yanında yaşanan bayrak yakma veya taşlama gibi olayları “dönemin ruhuna uygun provokasyonlar” olarak değerlendiren Ersoy, yükseltilmesi gereken tepkinin düşmanlık değil kardeşlik olduğunu belirtti. İki toplumdaki faşist ve milliyetçi damarları görmezden gelmenin gerçekliği inkar etmek olacağını ifade eden Ersoy, barışın ancak çıkarları ortak olan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elen emekçi sınıflarının omuz omuza vermesiyle mümkün olabileceğini söyledi.
Sosyal Güvenlik Yasası Sistematik Irkçılık
Toplumsal sorunlara ve suç olgusuna kimlikler üzerinden yaklaşılmasını eleştiren Ersoy, meselelerin yapısal koşullar çerçevesinde analiz edilmesi gerektiğini belirtti. Sosyal Güvenlik Yasası’nda üçüncü uyruklu işçilere yönelik yapılmak istenen düzenlemelerin açık bir ayrımcılık olduğunu ifade eden Ersoy, devletin tasarruf yapmak adına yatırım yükünü işçinin sırtına yıkmasını “sistematik ırkçılık” olarak nitelendirerek, emekçinin kimliğine değil, yaşadığı sömürü koşullarına bakılması gerektiğini vurguladı.
Hükümet Toplumsal Desteğini Kaybetmesine Rağmen Sermaye ve Ankara’dan Aldığı Destekle Ayakta
Mevcut hükümetin toplumsal desteğini kaybetmesine rağmen sermaye ve Ankara’dan aldığı destekle ayakta durduğunu belirten Ersoy, meclis krizinden halk düşmanı yasalara kadar pek çok konuya değindi. Hükümetin devrilememesinin temel nedenini “siyasal önderlik eksikliği” olarak tanımlayan Ersoy, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) toplum nezdindeki alternatif olma konumunu doğal bulmakla birlikte, CTP’nin mevcut sisteme karşı somut ve programatik bir alternatif siyaset öremediğini vurguladı.
Dünya Yeniden Paylaşım Savaşına Sürükleniyor
Dünya genelinde yükselen faşizm dalgasına ve silahlanma yarışına dikkat çeken Ersoy, Macaristan’daki seçimlerden Avrupa’daki savaş kapitalizmine kadar geniş bir perspektif sundu. Dünyanın bir yeniden paylaşım savaşına sürüklendiğini ifade eden Ersoy, bu karanlık tabloyu durdurabilecek tek gücün sınıf siyaseti olduğunu belirtti. Ersoy, “Halkların birbirini gırtlaklamasını önlemek istiyorsak, sınıfsal ortaklıkları ön plana çıkaran enternasyonalist bir dayanışma inşa etmek zorundayız,” diyerek sözlerini tamamladı.