
Bağımsızlık Yolu Dış İlişkiler Sekreteri Umut Ersoy, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüne yönelik son yasal düzenlemeleri hakkında, hükümetin “masumiyet karinesi” ilkesini araçsallaştırdığını söyledi. Ersoy, yapılan değişikliklerin görünürde hukuki bir ilkeye dayandırıldığını ancak pratikte kamu gücünü elinde bulunduran kişilerin denetlenmesini zorlaştırmayı hedeflediğini belirtti.
Bağımsızlık Yolu Dış İlişkiler Sekreteri Umut Ersoy, Ada TV’de Nupelda Karabuğday’ın programına katılarak gündemi değerlendirdi.
İfade ve Basın Özgürlüğüne Yönelik Saldırılar Sistematik Hale Geldi
Bağımsızlık Yolu Dış İlişkiler Sekreteri Umut Ersoy, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüne yönelik son yasal düzenlemeleri hakkında, hükümetin “masumiyet karinesi” ilkesini araçsallaştırdığını söyledi. Ersoy, yapılan değişikliklerin görünürde hukuki bir ilkeye dayandırıldığını ancak pratikte kamu gücünü elinde bulunduran kişilerin denetlenmesini zorlaştırmayı hedeflediğini belirtti.
Ersoy, masumiyet karinesinin elbette önemli bir ilke olduğunu ancak bu ilkenin, kamu gücünü kullanan kişilerin isim ve fotoğraflarının basında yer almasını engelleyecek şekilde yorumlanamayacağını vurguladı. Kamuoyunca bilinen ve yetki sahibi kişilerin, haklarında yürütülen soruşturma ve davalar kapsamında haberleştirilmesinin demokratik denetimin bir parçası olduğunu ifade eden Ersoy, “Sorun, bir kişinin suçlu ilan edilmesi değil; mahkeme süreci devam ederken bu süreçlerin haber yapılmasının engellenmek istenmesidir” dedi.
Masumiyet Karinesi Siyasi Aktörlerin Kendilerini Koruma Aracı Haline Getirildi
Basın üzerinde baskı ve oto-sansür mekanizmalarının oluşturulmaya çalışıldığını belirten Ersoy, sıradan yurttaşlarla kamu gücünü elinde bulunduran kişiler arasında fark olduğuna dikkat çekti. Ersoy, “Kamu gücünü kullananlar zaten belirli bir güce sahip oldukları için daha fazla denetlenmek zorundadır” ifadelerini kullandı.
Son dönemde gündeme gelen davalar ve yolsuzluk iddialarına işaret eden Ersoy, gazetecilerin bu süreçleri haberleştirmesinin engellenmesinin “gazetecilik yapılmasın demek” anlamına geldiğini söyledi. Masumiyet karinesinin hükümet tarafından samimi bir şekilde savunulmadığını ileri süren Ersoy, bu ilkenin siyasi aktörlerin kendilerini koruma aracı haline getirildiğini belirtti.
Gazetecilik ve Halkın Bilgi Alma Hakkını Hedef Alınıyor
Ersoy, son yıllarda çıkarılan yasaların bütünlüklü olarak değerlendirildiğinde gazeteciliği ve halkın bilgi alma hakkını hedef aldığını ifade etti. Özel Hayatın Gizliliği Yasası ve Bilişim Yasası gibi düzenlemelerin başlangıçta farklı gerekçelerle savunulduğunu ancak uygulamada gazetecilere karşı kullanıldığını dile getirdi.
Zem ve Kadih suçlarının ceza yasasından çıkarılması gerektiğini belirten Ersoy, hakaret ve benzeri durumların ceza değil, hukuk davaları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde bu düzenlemelerin ifade özgürlüğünü sınırlayan araçlara dönüştüğünü ifade etti.
Ersoy, mevcut yasa değişiklikleriyle birlikte basın özgürlüğüne yönelik kapsamlı ve sistematik bir saldırı olduğunun altını çizerek, bu sürecin yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının yoğunlaştığı bir dönemde yaşanmasının dikkat çekici olduğunu belirtti.
Barolar Birliği’nin Önerisi Şaşırtıcı
Söz konusu düzenlemenin Barolar Birliği tarafından önerilmesini de değerlendiren Ersoy, bunun “tuhaf” bir durum olduğunu ifade etti. Meclis komitesinde düzenlemenin oy birliğiyle kabul edilmesine dikkat çeken Ersoy, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) komitede destek verip genel kurulda karşı çıkmasını ikircikli bir tutum olarak nitelendirdi.
CTP’nin muhalefet görevini yerine getirmediğini söyleyen Ersoy, partinin birçok konuda hükümetle benzer şekilde hareket ettiğini vurguladı. Ersoy, “Eğer farklı bir alternatif sunulacaksa bunun somut politikalarla ortaya konulması gerekir” dedi.
Ultra Zenginlerden Servet Vergisi Alınması Gerekiyor
Ekonomik politikalar üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Ersoy, hükümet uygulamalarının belirli bir sermaye kesimini güçlendirdiğini vurguladı. Bütçe açıklarının temel nedeninin büyük sermayenin yeterince vergilendirilmemesi olduğunu belirten Ersoy, ultra zenginlerden servet vergisi alınması gerektiğini ifade etti.
Kamusal hizmetlerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Ersoy, sağlık, eğitim, ulaşım ve enerji alanlarında kamucu politikaların uygulanması gerektiğinin altını çizdi. Özellikle enerji alanında Aksa’nın kamulaştırılması gerektiğini vurgulayan Ersoy, mevcut politikaların enerji maliyetlerini artırdığını belirtti.
İnşaat Sektöründe Mevcut Politika Kâr Odaklı ve Toplumsal İhtiyaçları Karşılamıyor
İnşaat sektörüne ilişkin açıklamalarda da bulunan Ersoy, mevcut politikanın kâr odaklı olduğunu ve toplumsal ihtiyaçları karşılamadığını ifade etti. Sosyal konut politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ersoy, kiraların döviz üzerinden belirlenmesine son verilmesi gerektiğini söyledi.
Plansız yapılaşmanın hem ekonomik hem de ekolojik sorunlara yol açtığını vurgulayan Ersoy, inşaat faaliyetlerinin durdurulup planlı bir şekilde yeniden ele alınması gerektiğini ifade etti.
Kıbrıs Sorununda Çözüm Halkların Mücadelesindedir
Kıbrıs sorununa da değinen Ersoy, uluslararası aktörlerin her birinin adaya kendi çıkarları doğrultusunda yaklaştığını söyledi. ABD, AB ve Türkiye’nin politikalarının Kıbrıs’taki halkların çıkarlarıyla örtüşmediğini belirten Ersoy, çözümün halkların ortak mücadelesinden geçtiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ersoy, mevcut yönetimin Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını yeterince savunamadığını vurguladı. Kıbrıslı Elen toplumu ile doğrudan iletişim kurulması gerektiğini belirten Ersoy, barışın ancak toplumlar arası diyalog ve ortak mücadele ile mümkün olacağını söyledi.
Silahlanmaya Karşı Sınıf Mücadelesi
Dünya genelinde artan silahlanmaya da dikkat çeken Ersoy, bunun egemen güçlerin çıkar çatışmalarının bir sonucu olduğunu ifade etti. Savaşların temelinde ekonomik çıkarların yattığını belirten Ersoy, çözümün daha fazla silahlanmak değil, emekçilerin ortak mücadelesini büyütmek olduğunu söyledi.
Ersoy, “Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Elen emekçilerin ortak sorunları var. Bu sorunlara karşı ortak mücadele hattı kurulmadıkça kalıcı bir çözüm mümkün değildir” diyerek açıklamasını tamamladı.