Atina Uluslararası Savaş Karşıtı Konferansı Deklarasyonu

Atina Uluslararası Savaş Karşıtı Konferansı Deklarasyonu

KAHROLSUN EMPERYALİST SAVAŞLAR!

YAŞASIN İŞÇİLERİN ULUSLARARASI DEVRİMCİ BİRLİĞİ!

Çeşitli kapitalist güçler arasındaki küresel hegemonya mücadelesi yoğunlaşırken, yeni bir savaşlar çağına girmiş bulunuyoruz. Küresel kapitalist mimari şiddet yoluyla yeniden şekillendiriliyor “Savaş kapitalizmi”, küresel burjuvazinin içinde bulunduğu krize bir çözüm olarak dayatılıyor. Ukrayna, Filistin, İran ve Orta Doğu/Batı Asya, şimdilik, yeni bir dünya savaşına doğru tırmanan emperyalist çatışmanın yeni bir aşamasının başlıca savaş alanlarıdır. Eski dünya düzeni ölmektedir ve yenisi ortaya çıkmadan önce, bir “canavarlar dünyasında” yaşıyoruz.

Bu dünyada, halklar -her zaman olduğu gibi- yalnızca savaş alanlarında değil, günlük yaşamlarında da başlıca kurbanlardır. Savaş ve savaş ekonomisi, halklara karşı yeni bir vahşi saldırı dalgası için bahane olarak kullanılmaktadır. “Ulusal çıkar” ve kapitalistlerin rekabet gücü adına, çalışma koşullarımıza yöneltilen ve bu koşulları hızla kötüleştiren bir saldırı yürütülüyor. Zaten hedef alınmış olan kamusal varlıklarımıza ve toplumsal ihtiyaçlarımıza; protestolarımızın, grevlerimizin ve mücadelelerimizin giderek yasa dışı ilan edilmesi yoluyla demokratik haklarımıza saldırılıyor. Ayrıca, kalıcı neoliberal karşı reformların, şovenizmin, ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin kitlesel akınıyla birlikte, burjuvazinin işçi sınıfımıza yönelik çılgın saldırısının devamını da gözlemliyoruz. Burjuvazinin önemli kesimlerinin, birçok ülkede hükümet mevkilerine ulaşan ve emperyalist çürümenin bu tarihsel aşamasında sermaye için stratejik bir seçenek oluşturan aşırı sağ partilere verdiği desteği de bu bağlamda değerlendirmemiz gerekir.

Şimdiye kadar, bunun proleter kitlelerin yeterli ve birleşik bir karşı direniş hareketi olmaksızın gerçekleştiğini ve bu yüzden işçi sınıfının saflarında -önceki reformist sınıf bilincinin de- belirli bir ölçüde felç olmaya ve dağılmaya yol açtığını kabul etmemiz gerekir.

Yine de, sözde “iç düşman”ın temsil ettiği tehdidin ortadan kaldırılmasına ilişkin planları henüz gerçekleşmiş değildir. Trump tarafından başlatılan küresel anti-komünist kampanyanın, Avrupa hükümetleri arasında her türlü protesto ve muhalefeti en etkili biçimde bastırma konusundaki yarışın ve dünya çapında otoriter rejimlerin yükselişinin gerçek nedeni de budur.

Çağımızın bu “varoluşsal mücadelesinin” sonucu henüz belirlenmiş değildir. Bizim savaşımız, onların emperyalist savaşlarından farklıdır. Bir seçimimiz var. İnsanlığın savaşın uçurumuna yuvarlanmaktan kaçınması için dünya halklarının yapması gereken bir seçimdir bu. Uluslararası işçi sınıfının zaferle çıkması için elimizden geleni yapmaya kararlıyız. Gazze’deki Siyonist soykırıma karşı küresel isyan, Latin Amerika ve Asya’daki halk isyanları, Avrupa’daki genel grevler, Trump’ın gerici gündeminin ve iç düşmana karşı savaşının reddedilmesi; hepsi izlememiz gereken yolun örnekleridir. Bu şer ittifakıyla bağları koparmak, devrimci komünistlerin temel görevlerinden biridir. Kitle hareketlerine en kararlı biçimde müdahale etmek ve temel bir fikri savunmak bizim yükümlülüğümüzdür: Asıl düşman kendi ülkendedir!

Devrim ve komünizm, Trump ve dünyanın gerici liderleri tarafından histerik bir McCarthyci kampanyada bir öcü olarak kullanılmaktadır; ama kapitalist anketler bile, kapitalizmin çökmekte olan bu son aşamasında yaşamanın felaketinden bıkmış milyonlarca insanın sosyalizmi ve komünizmi genel, ideal bir referans olarak giderek daha fazla desteklediğini göstermektedir. Onlar hâlâ “dünyanın gençliğini”, uğruna mücadele etmeye değer bir geleceği temsil etmektedir.

1. Ukrayna’daki savaş çoktan beşinci yılına girdi. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti veya yaralandı; milyonlarcası mülteci durumuna düştü ya da yerinden edildi. Uzun süredir ABD ve AB tarafından hazırlanılan ve Ukrayna topraklarında NATO ile Rusya arasında patlak veren bu savaş, küresel kapitalistler-arası çatışmaların ekonomik-ticari düzeyden stratejik-askeri düzeye kaymasında dönüşü olmayan bir noktayı işaret etmiştir.

Bu, Rus ve Ukraynalı proleterlere karşı ve -aynı zamanda- tüm ülkelerin proletaryasına karşı bir savaştır. Bu, her iki cephede savaşmak üzere askere alınan Rus, Ukraynalı ve başka uluslardan insanların, kurtuluş değil hakimiyet kurmak uğruna maruz bırakıldığı korkunç bir katliamdır.

Ukrayna’da yüz binlerce firari askerin ve silah altına alınmaktan kaçınan kişinin bulunması tesadüf değildir. Zorla askere alma çetelerine karşı binlerce direniş eylemi gerçekleşmekte; askere alınanların eşleri ve anneleri de açıkça yenilgicilik çağrısı yapan çeşitli gösteriler düzenlemektedir (Harkiv’in kenar mahallelerindeki bir binada asılı pankartta şöyle yazmaktadır: “Silahlarınızı, onları elinize verenlere doğrultun”). Benzer olgular, savaşın kendisine ve sonuçlarına yönelik kitlesel hoşnutsuzluğun giderek arttığı görülen Rusya’da da, daha küçük ölçekte yaşanmaktadır. Onlarla birlikte duruyoruz: devrimci yenilgicilik için, kan dökülmesine karşı Rus ve Ukraynalı askerlerin kardeşleşmesi için, kukla Zelenski’nin ve Putin’in kapitalist-askeri rejimlerinin devrilmesi için ve işçi iktidarı için.

2. Filistin’de, İsrail terör devletinin Filistin halkına karşı işlediği soykırım, “ateşkese” rağmen sürmekte ve yoğunlaşmaktadır. 7 Ekim Filistin saldırısının ardından İsrail, yalnızca Gazze’yi değil, Batı Şeria’yı da sistematik olarak hedef alarak, Filistin’in tamamen tasfiyesini amaçlayan kapsamlı bir soykırım operasyonu başlattı. Bu korkunç soykırım, ABD’nin yanı sıra Avrupalı emperyalist güçlerin açık suç ortaklığıyla etkin biçimde desteklenerek, tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşti.

Filistin halkının kahramanca direnişi, hepimiz için, dünyanın dört bir yanındaki devrimciler için bir ders ve bir ilham kaynağıdır. Filistin davası, soykırımcı İsrail Devleti ile bağdaşmaz. Siyonist devletin ve emperyalist egemenliğin yenilgiye uğratılması ve tasfiye edilmesi; Müslümanların, Yahudilerin, Hristiyanların ve diğer tüm halkların nehirden denize kadar bir arada yaşayabileceği, dönüş hakkını güvence altına alan birleşik, laik, demokratik ve sosyalist bir Filistin’in kurulmasının vazgeçilmez koşullarıdır.

3. Orta Doğu/Batı Asya’da, İran’a, Lübnan’a ve diğer ülkelere karşı savaş sürmektedir. Mevcut devletlerin yıkılması, işbirlikçi rejimlerin kurulması, enerji kaynaklarının ve ticaret yollarının denetim altına alınması ve ABD-Siyonist egemenliğine direnebilecek her gücün ortadan kaldırılması, tek bir stratejik projenin farklı bileşenlerini oluşturmaktadır.

Orta Doğu’nun stratejik dengesinde belirleyici bir konumda bulunan İran özelinde, ABD-İsrail emperyalizmi, rejimin hızla çökeceğini varsayarak tarihi bir stratejik yanlış hesaplama yapmıştır. Ancak İran, büyük bir stratejik caydırıcılık düzeyi elde ederek, savaştaki ilk çarpışmayı esasen kazanmıştır. Bu durum, Trump’a ve ABD’ye olduğu kadar Netanyahu’ya ve Siyonist devlete de büyük bir şok yaşatmış olup, savaştaki stratejik başarısızlıklarının sonuçlarını en aza indirmeye çalışırken onları bölgenin genelinde daha da saldırgan hale getirebilir.

Bu yılın başlarında, ABD-İsrail emperyalist saldırganlığından önce, İran halkı, ABD yaptırımlarının neden olduğu yoksulluğa ve İran rejiminin gerici ve kemer sıkma politikalarına karşı kitlesel bir halk ayaklanması başlatmıştı. Ne var ki bu kendiliğinden isyan, vahşice bastırıldı. Burjuva devletinin ve din adamları rejiminin devrilmesi, ancak İranlı işçilerin, gençlerin, kadınların ve İran’ın ezilen halklarının örgütlü, kendi kendini özgürleştiren mücadelesiyle gerçekleştirilebilir. Asla emperyalizmin ve onun Siyonist uşağının elleriyle değil. Aksine, toplumsal devrime yol açmak için bunların reddedilmesi ve yenilgiye uğratılması gerekir.

Kıbrıs, modern tarihi boyunca emperyalizmin kurbanı olmuştur: bölgedeki en büyük İngiliz askeri üssü olarak kullanılmasıyla (adanın topraklarının %3’ü hâlâ İngiliz egemenliği altındadır) ve emperyalist müdahaleler ile Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs’ın egemen sınıflarının milliyetçiliğinin sonucu olan adanın bölünmesiyle. Bugün bu emperyalist politikanın boyutu daha da büyüyor. Kıbrıs emperyalistler için bir uçak gemisi değildir! Birleşik, federal, sosyalist bir Kıbrıs için yaşasın Kıbrıslı Elen ve Kıbrıslı Türk işçilerin ortak mücadelesi! Kıbrıs emperyalistler için bir üs değildir! Kıbrıs’ın kaderini kendi insanı belirleyecektir!

4. Latin Amerika’da, bölgeyi ABD çıkarlarıyla hizalamayı, ABD ekonomisi ve savunması için gerekli hammaddelerin (lityum, nadir toprak elementleri vb.) tedarikinde daha büyük bir özerklik sağlamayı ve rakip güçlerin gelişmesini engellemeyi amaçlayan bir saldırı sürmektedir. Bu hedeflerden biri, ABD tekel çıkarlarına zarar veren Çin’in Latin Amerika ekonomisine ilerleyişini engellemektir.

ABD’nin planı, Aralık 2025’te ayrıntılandırıldı: Monroe Doktrini’ni (1823, “Amerika Amerikalılarındır”) güncelleyerek, Latin Amerika’yı düzenlemek ve denetim altına almak üzere artık “Donroe Doktrini” olarak adlandırılan bu plan ortaya kondu. Bundan bir aydan kısa bir süre sonra, bu yılın 3 Ocak’ında, Amerikan kuvvetleri Karakas’ı işgal etti; bombardımanlar gerçekleştirdi, büyük ölçüde Kübalı askerlerden oluşan muhafızları katletti ve Başkan Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’i kaçırarak rehine olarak bir ABD hapishanesine götürdü.

Aynı zamanda ABD, Küba’ya yönelik saldırısını arttırarak -özellikle petrol üzerinde- suç niteliğindeki ekonomik ablukayı yeniden uygulamaya koydu ve daha önce Venezuela’dan ve diğer ülkelerden gönderilen kaynakları kesti. Küba hükümetini devirmek ve Küba Devrimi’nin kazanımlarını ortadan kaldırmak, Trump hükümetinin ve CIA’in açıkça ilan ettiği hedeftir. Adaya yönelik bu yeni emperyalist saldırıya tam karşıtlığımızı, Küba halkıyla koşulsuz dayanışmamızı ilan ediyor ve aynı zamanda Küba hükümetinin kapitalist restorasyon reformlarına kararlılıkla karşı duruyoruz.

Öte yandan, Latin Amerika’daki sağın ve aşırı sağın çeşitli seçimlerde elde ettiği zafer (kısmen Pembe Dalga’ya duyulan hayal kırıklığının bir sonucu olarak) halk hareketinin bir geri çekilişi anlamına gelmemektedir; tam tersine, buna Arjantinli işçi sınıfının ve gençliğinin Milei’ye karşı mücadeleleri, Şilili gençliğin Kast hükümetine karşı gösterileri ve özellikle de Bolivya’da esas olarak on binlerce işçi ve köylü tarafından yürütülen süresiz grev ve yol ablukaları eşlik etmektedir. Bu tarihi olay elli günden fazla sürmüş, kitlesel yürüyüşlere ve polis, ordu/paramiliter güçlerle çatışmalara sahne olmuş; kıta genelinde ve Trump’ın gerici ve savaş kışkırtıcısı gündemiyle uyumlu ulusal burjuvaziler için derin bir şok dalgası yaratmıştır.

5. ABD’nin gerilemesi, bunu tersine çevirme ve dengeyi yeniden şekillendirme çabalarına rağmen hızlanmaktadır. Trump yönetiminin yürüttüğü küresel saldırı, ABD’nin hegemonik bir emperyalist güç olarak gerilemesini durdurma girişiminin bir parçasıdır. Yine de ABD’nin, ciddi bir direnişle, hatta sert bir karşılıkla yüzleşmeden hedeflerine ulaşamayacağı artık açıktır. Trump’ın “ekonomik” savaşlarında (gümrük tarifeleri, ablukalar vb.) ve diplomatik/askeri maceralarında karşılaştığı güçlükler, onu gerici ve savaş kışkırtıcısı planlarına yeni bir biçim vermeye zorlamıştır. Yeni ABD Ulusal Savunma Stratejisi, Amerikan küresel egemenliğinin uğradığı gerilemeleri kabul etmekte ve merkezi mücadele için yeni kaynaklar güvence altına almak üzere batı yarımküre üzerindeki denetimi sıkılaştırmaya çalışmaktadır. ABD’nin gerilemesi yalnızca askeri ve jeopolitik terimlerle anlaşılamaz. ABD kapitalizminin kendi evrimini de hesaba katmamız gerekir – ki Trump bunun nedeni değil, sonucudur.

Bu, ABD’nin çoktan çöktüğü anlamına gelmez. ABD, dünyanın hâkim para birimi olmayı sürdüren dolarının gücüne hâlâ sahiptir. Dünya tarihinin en güçlü askeri makinesine sahiptir; askeri harcamaları Çin’inkinin üç katıdır. Hegemonyadaki küresel gerilemeye askeri güç yoluyla karşı koyma girişimi, kendi nüfuslarını asker olarak kitlesel biçimde seferber edebilme kapasitesini gerektirmektedir. Bu da siyasi bir rejim değişikliğini gerektirmektedir; Trump bu değişikliği, militarizasyonu, muhalefetin yönettiği şehirlere silahlı kuvvetler göndermeyi, göçmenleri kaçırıp toplama kamplarına götüren ICE şok birliklerini oluşturmayı ve seçim yasalarını değiştirerek yaklaşan seçimin koşullarını tehdit etmeyi içeren faşizan bir saldırıyla ilerletmektedir. ABD işçi sınıfı, tıpkı Latin Amerika ya da Orta Doğu gibi, Trump’ın saldırısının bir hedefidir. Aynı zamanda, kitlesel mücadelelerde, gösterilerde, grevlerde ve doğrudan eylemlerde görüldüğü üzere, en büyük direniş kaynaklarından biridir de. ABD’de öncü güçler arasında tartışılan genel grev, hem uluslararası hem de ulusal düzeyde bu saldırıya karşı güçlü bir silah olacaktır.

 6. Çin, konumunu sürekli olarak güçlendirmekte, küresel çapta nüfuz alanını genişletmekte ve kendi jeopolitik alanını şekillendirmektedir. Trump’ın gümrük tarifesi saldırısına karşı gösterdiği dayanıklılık, Pekin’in her türlü baskıya dayanacak ve etkili biçimde karşılık verecek güçlü ve yeterli silahlara sahip olduğunu kanıtlamıştır. Çin kapitalizmi, son on yıllarda, dünyanın en büyük işçi sınıfının sömürülmesi yoluyla muazzam bir sermaye birikimi gerçekleştirmiştir. Ancak Çin’in ekonomisi de, iflasların ve kapitalist işletmelerin çöküşünün hayaleti üzerinde belirirken, küresel kapitalist aşırı üretim krizinin tehdidi altındadır. Aynı zamanda, ordusunu istikrarlı biçimde güçlendirmektedir. Xi Jinping, şimdi Çin’in modern İpek Yolu -Kuşak ve Yol Girişimi- aracılığıyla küresel genişlemesini yönlendiren lider olarak durmaktadır. Bu rota, Çin’i ve müttefiklerini kaçınılmaz olarak “eski” Batılı kapitalist güçlerle çatışmaya sürüklemektedir ve küresel çaptaki gelişmeler, önemli ölçüde bu çatışmanın sonucu tarafından şekillendirilecektir.

Aynı zamanda Rusya, Hindistan ve çağımızın, BRICS içinde resmi olarak gruplanmış diğer “orta güçleri”, ABD tutunma gücünü kaybettikçe kendi paylarını talep ederek pazarlık yapabileceklerini anlamaktadır. Ancak ne bu girişim anti-emperyalist bir nitelik taşımaktadır ne de bu ülkeler anti-emperyalist güçlerdir.. Bunu başarmak için, bu ülkelerin hükümetleri ve rejimleri, kendi halklarını ezerken aynı zamanda daha az güçlü komşularına karşı savaş dahil olmak üzere elde bulunan her aracı kullanmaya kararlıdır. Bu nedenle, daha az saldırgan ve tehdit edici olarak görülemezler; mücadelemizde müttefik olarak görülmeleri ise hiç söz konusu olamaz.

7. Avrupa Birliği inisiyatifi kaybetmiştir ve konumunun hem Batı içinde hem de küresel ölçekte zayıfladığını görmektedir. Bu gerçeklik –başta Trump yönetiminin saldırganlığı ve Çin’in Avrupa’ya artan ekonomik ve ticari nüfuzu olmak üzere– çoğu Avrupa ülkesinde derin bir siyasi krizi tetiklemiştir. Bu bağlamda, Avrupa kapitalist dünyasının tamamı yıkıcı bir savaş yarışına ve –yakın gelecekte sınai gerileme ile ekonomik durgunluğa da “çözüm” olarak sunulan– bir savaş ekonomisine girişmiştir. Bu gidişat; Avrupa proletaryasından ve Avrupa sermayesinin hedef aldığı halklardan –kâra ve katliama sonsuza dek susamış bu sermayeden– kan ve gözyaşı biçiminde ağır bir bedel alacaktır. Siyasi yelpazenin tamamından hükümetler ve siyasetçiler (muhafazakârlar ve aşırı sağcılar, sosyal demokratlar ve liberaller), aralarındaki farklılıklara ve nüanslara rağmen aynı senaryoya hizmet etmektedir. Macron’un yakın zamanda belirttiği gibi: “Dünyaya verdiğimiz mesaj şudur: Evet, barış bizim hedefimizdir. Evet, özgürlüğe ve hukukun üstünlüğüne değer veriyoruz. Evet, bunları savunmak için mücadele etmeye hazırız – her zaman ve gerekirse kan pahasına.” ABD’nin Avrupa’dan çekilmesi karşısında daha “Avrupalı bir NATO” yaratma girişimi, kaybedilen zemini geri kazanmak için “ne gerekiyorsa” yapma isteklerinin bir başka kanıtıdır.

Aşırı sağın en uç kesimlerinin göçmen proletaryaya karşı yürüttüğü gerici kampanyalar, “düzen karşıtı” oldukları iddiasına rağmen, okullardan üniversitelere, iş yerlerinden kitle iletişim araçlarına kadar Avrupa toplumlarının hizaya sokulmasının ve militarize edilmesinin son derece etkili bir aracı hâline gelmektedir. Bu kampanyalar, işçi sınıfını bölmenin aracı; polis denetimini artırmanın ve elbette kendi planlarına karşı mücadele eden mücadeleci solu kriminalize etmenin bahanesi olarak kullanılmaktadır.

8. Direniş ve mücadele çatlakları bu karanlık manzara içinden ortaya çıkarak, halkın ihtiyaçlarını ve taleplerini ön plana taşımıştır. Filistin halkının direnişinin ateşlediği geniş ve güçlü uluslararası dayanışma dalgası, çeşitli dayanışma girişimlerine yol açmıştır: Gazze’ye Küresel Yürüyüş ve Küresel Sumud Filosu’ndan, yüz binlerce proleterin sokaklara döküldüğü İtalya’daki genel siyasi greve ve 20’den fazla Avrupa ve Akdeniz limanında gerçekleştirilen 24 saatlik uluslararası greve kadar. Bunun yanı sıra, ABD’de ve dünyanın dört bir yanında İran’a yönelik savaşı protesto eden eylem ve gösteriler de bu dalganın bir parçasıdır. Küresel kapitalizmin “kalbi” olan ABD’de bile, başta öğrenciler olmak üzere binlerce kişi, Filistinlilere karşı işlenen soykırımı protesto etti ve İran’a karşı savaşa karşı çıktı. Bu durum, Trump hükümetini onları “aşırı solcu aşırılıkçılar” hatta “teröristler” olarak damgalamaya, Antifa gibi örgütleri yasadışı ilan etmeye ve mahalleleri, şehirleri ve eyaletleri terörize etmek üzere ICE’ı devreye sokmaya itmiştir.

Trump ve diğer kapitalist liderler tarafından ortaya atılan “barış önerileri”, vahşi savaş kışkırtıcılıklarının giderek büyüyen boyutunu örtbas etmek için tasarlanmış bir maskaralıktır. Bu durum, pratikte, Gazze halk kitlelerinin katliamı sürerken bir Trump-Siyonist himaye rejimi kuran ve Gazze’ye dayatılan “barış anlaşması” ile kanıtlanmaktadır. Aynısı, İran’daki ve Lübnan’daki bombardımanları ve saldırıları durdurmaya hiçbir katkı sağlamayan, Trump’ın İran ile imzaladığı anlaşmalar için de geçerlidir. Gerçek bir barışa ulaşmak için emperyalizmin devrilmesi ve işçi sınıfı iktidarının kurulması gereklidir.

9. Bu son büyük kitle hareketi, tutarlı bir sınıf bağımsızlığı ve enternasyonalizm politikasını savunma ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Çeşitli Latin Amerika ülkelerinde, Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde görüldüğü gibi halk cepheleri, işçi sınıfının savaş ve sömürüsünün bu yeni çağında ihtiyacımız olan yanıt değildir. Gerçekte, bunlar sınıf işbirliği cepheleri oluşturmakta ve işçi taleplerine yönelik mücadeleyi felç etmektedir. Kapitalist sınıf, siyasi ve sendikal bürokrasilerin seferberliği önleyici bir rol oynayacağına dair “kesinlikten” yararlanarak, çalışan halka karşı düzenlemelerini ve saldırılarını hayata geçirmektedir. Aşırı sağı ve gerici gündemi “durdurmak” için başvurulan sınıf işbirliği stratejisi bir çıkmaz sokaktır ve daha büyük felaketlerin önünü açmaktadır. Halk cepheleri -esas olarak parlamenter kanallar ve hükümet idaresinin icrası yoluyla, burjuva devletiyle ve burjuvazinin egemenliğiyle bağları koparmadan- bugünün koşulları altında imkânsız olan yeni bir “toplumsal düzeni” hayata geçirmeye çalışmakta ve böylece işçi sınıfını silahsızlandırmaktadır.

İşçilerin ve halk kitlelerinin talepleri için tutarlı bir sınıf mücadelesi yürütmeliyiz. Haklarımız için mücadele etmek ve işçi iktidarını kurarak kapitalist sömürüye son vermek için işçi sınıfının birleşik cephelerini inşa etmeliyiz. Onurlu bir yaşam, demokratik haklar, ulusal kurtuluş ve kalıcı barış mücadelesi, bu nedenle burjuva egemenliğini devirme mücadelesinden ayrılamaz.

10. Devrimci Marksist olduğunu iddia eden işçi partileri, işçi örgütlerinin her türlü burjuva milliyetçiliğinden ve sözde ilerici “halk cephelerinden” bağımsızlığı için mücadele etmelidir. Devrimci sol, ancak emperyalizme ve sermayeye karşı mücadele ederken merkez soldan, çeşitli sosyal demokrat fraksiyonlardan ve burjuva milliyetçiliğinden uzak durarak büyüyebilir ve işçi iktidarı mücadelesinde bir alternatife dönüşebilir.

Öncünün ve devrimci örgütlerin yerini hiçbir şeyin tutamayacağı görevleri şunlardır: yeniden silahlanmaya ve savaş ekonomisine karşı mücadeleyi ilerletmek, mücadelenin çeşitli cephelerini birleştirmek ve kendi ulusumuzun kapitalist ve emperyalist hükümetlerine karşı devrimci yenilgiciliği -yani savaştan ve açlıktan sorumlu hükümetlerin ve çatışma halindeki tüm güçlerin ve blokların devrilmesini – tutarlı bir proleter enternasyonalizmle birlikte teşvik etmek. Öncünün ve devrimci örgütlerin işi, devrimci kopuşa hazırlanmak, örgütlü proleter kitlelerin seferberliğe geçirilmesine hazırlanmaktır; insanlığı büyük kapitalist güçler arasında yeni bir dünya savaşı felaketinden kurtarabilecek olan tek şey budur. Tüm ülkelerde devrimci işçi partileri ve devrimci bir işçi enternasyonali için ileri! Bu bağlamda, imzacı partiler şu hususlarda mutabıktır:

  •  Sermayenin savaşları için tek bir kurşun, tek bir insan, tek bir kuruş bile yok.
  •  Kahrolsun İran’a, Lübnan’a ve Orta Doğu’daki diğer ülkelerin halklarına karşı ABD-İsrail saldırganlığı!
  • 3. Şan olsun Filistin halkının kahraman direnişine! Nehirden denize Filistin’e özgürlük! Mülteci Filistinlilerin geri dönüşü sağlanmalıdır.
  • Katil ABD ablukasını kırmak için devrimci Küba halkıyla dayanışma!
  • Tüm emperyalist planlardan ve ittifaklardan kopuş için ileri!. NATO dağıtılsın ve tüm NATO askeri üsleri kapatılsın. Kahrolsun Savaşın ve sömürünün emperyalist AB’si!!
  • Savaş ekonomisine hayır! Tüm askeri bütçe sağlığa, eğitime, iş güvenliğine, konuta ve tahrip edilmiş ekosistemlerin onarımına aktarılsın!
  • Olağanüstü halin çeşitli biçimlerine ve baskıcı yasalara hayır! Demokratik ve işçi hakları için mücadele ettiği için hapsedilen herkese özgürlük!
  • Sermayenin emperyalist savaşlarına ve bunları hazırlamaya ve sürdürmeye çalışan polis devletine karşı ezilen ve sömürülen kitlelerin uluslararası birliği için ileri!!
  • Kahrolsun açlık ve savaş hükümetleri, yaşasın işçilerin iktidarı!

Dünyanın proleterleri ve sömürülenleri, birleşin!

EYLEM PROGRAMI

  • 21–22 Kasım’daki savaş karşıtı uluslararası eylem günlerini, Atina Savaş Karşıtı Uluslararası Bildirisi’nin siyasi içeriği temelinde destekliyoruz.
  • Mümkün olan her yerde bu eylem günlerine genel grevin ve savaş makinesini durdurmaya yönelik koordineli emek eylemlerinin (askeri veya İsrail çıkarlarıyla bağlantılı limanlarda, demiryollarında, fabrikalarda yapılacak ablukaların) eşlik etmesini sağlamak için işçi hareketi içinde çalışıyoruz.
  • Eylül/Ekim 2026’da, savaşa karşı Gençlik örgütlerinin/kolektiflerinin bir Web Konferansı’nı organize ediyoruz.
  • 2027 kışında, Filistin yanlısı harekete yönelik baskıya karşı bir Web Konferansı organize ediyoruz.
  • Atina Bildirisi’ni kendi ülkelerimizde sunmak için bir kampanya organize ediyoruz (broşürler, etkinlikler vb.)
  • internationaldebates.com aracılığıyla devrimci örgütler arasında diyalog için kalıcı bir çevrim içi ağ kurma çabalarımızı sürdüreceğiz.

KA- Komünist Kurtuluş (Yunanistan)

PO- Partido Obrero (Arjantin)

TIR – Devrimci Enternasyonalist Eğilim (İtalya)

SEP – Sosyalist Emekçiler Partisi (Türkiye)

Bağımsızlık Yolu – Emekçinin Partisi (Kıbrıs)

UFCLP – İşçi Partisi İçin Birleşik Cephe Komitesi (ABD)

GAR – Devrimci Eylem Grubu (Meksika)

Fuerza 18 de Octubre (Şili)