
Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, HAK-SEN Yönetim Kurulu Üyesi Gökhan Zengin ve Mustafa Keleşzade Emeğin Gündemi programına katılarak Orta Doğu’daki savaşı ve “Savaşın Merkezinde Kıbrıs” gündemini irdelediler.
Orta Doğu’daki Gelişmelerin Yalnızca İran’la Sınırlı Değil
Özkızan, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldırganlığın beklenmedik bir biçimde kısa sürede savaş boyutuna ulaştığını belirterek, geçmişte İran’a yönelik saldırıların yaşandığını ancak bu düzeyde bir askeri tırmanışın ilk günlerden itibaren ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu ifade etti. ABD kamuoyundaki tepkiler ile Avrupa devletlerinin hazırlıksız yakalanmasının da bu durumun öngörülmediğini gösterdiğini söyledi. Irak Savaşı öncesinde aylarca süren tartışmaların ve işgal planlarının aksine, bu sürecin ani geliştiğini vurguladı.
İran’ın verdiği karşılığın da dikkat çekici olduğunu dile getiren Özkızan, Tahran yönetiminin üç temel mesaj verdiğini belirtti. Buna göre İran’ın rejim değişikliğine karşı direnç göstereceğini, saldırı halinde bölgeyi istikrarsızlaştırabilecek kapasiteye sahip olduğunu ve Hürmüz Boğazı üzerinden dünya ekonomisini etkileyebileceğini ortaya koyduğunu belirtti. Bununla birlikte İran’ın savaşta ciddi biçimde yıprandığını ve askeri kapasitesinin zedelendiğini de sözlerine ekledi.
Orta Doğu’daki gelişmelerin yalnızca İran’la sınırlı olmadığını kaydeden Özkızan, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerinin büyük bir insani krize yol açtığını, milyonlarca insanın yerinden edildiğini ifade etti. Aynı dönemde Küba’ya yönelik baskıların da arttığını ifade ederek, ekonomik ablukaların halkı açlığa sürüklemeye dönük bir politika halini aldığını söyledi.
Kapitalizmin Kaçınılmaz Savaş Döngüsü
Sosyalizmin gerilemesiyle dünyanın huzura kavuşacağı iddialarının tarihsel süreçte çöktüğünü belirten Özkızan, 2001 Afganistan işgalinden bu yana kesintisiz bir emperyal saldırganlık yaşandığını hatırlattı. Savaşların sadece politikacıların kişisel hırslarıyla açıklanamayacağını, bunun kapitalist sistemin küreselleşme ihtiyacından doğan kaçınılmaz bir sonuç olduğunu ifade etti. Özkızan, “Boynunuzu eğip her şartı kabul etseniz bile, sistem sizi savaşa sürüklemekten kaçınmaz. Bunun en büyük kanıtı, ABD’nin devasa ticari ortaklığına rağmen Çin’e karşı yürüttüğü saldırgan tavırdır.” dedi.
Avrupa Birliği’nin mevcut yapısının da emperyalist politikaların dışında tutulamayacağını dile getiren Özkızan, Avrupa’daki siyasi ve ekonomik elitlerin yani Avrupa Birliği’nin ABD’den bağımsız bir çizgi izlemediğini söyledi. Bununla birlikte halkların sosyalist temelde birlik ve federasyonlar kurmasının olumlu bir perspektif olduğunu vurguladı.
Kıbrıs: Patlamaya Hazır Bir Cephanelik
Programda “Savaşın Merkezinde Kıbrıs” başlığına da değinen Özkızan, adanın şu an için sıcak çatışmanın merkezinde olmasa da, gelecekteki büyük kapışmalar için bir “yangın yeri” adayı haline getirildiğini söyledi. Güneyde Hristodulidis yönetiminin emperyalist odaklara hizmet eden askeri yığınaklarına, kuzeyde ise Türkiye’nin NATO çizgisindeki hareketliliğine işaret eden Özkızan, Makarios dönemindeki “birilerine yaslanarak korunma” yanılgısının bedelini halkların ödediğini hatırlattı. Kıbrıs’ın bir cephanelik gibi her an patlamaya hazır bir risk taşıdığı uyarısında bulundu.
İran’daki yönetimi desteklemediklerini vurgulayan Özkızan, sosyalistlerin İran halkının demokratik ve ekonomik taleplerine yönelik mücadelelerini her zaman desteklediğini söyledi. Ancak emperyalist müdahalelerin, halkların özgürlük mücadelesini meşrulaştırma aracı olarak kullanılamayacağını belirtti. İran’daki baskıcı rejimin savunulamaz olduğunu ancak bu durumun emperyalist bir işgali meşrulaştıramayacağını vurgulayan Özkızan, çözümün dış müdahalede değil halkların dayanışmasında olduğunu belirtti. Sosyalistlerin enternasyonalist bakış açısını hatırlatarak, 1960’larda Filistin’e giden Deniz Gezmişler veya İspanya İç Savaşı’ndaki devrimciler gibi, müdahalenin ancak halkların birbirine omuz vermesiyle anlam kazanacağını söyledi. Trump gibi isimlerin savaş tamtamları altında İran halkının yaşadığı zulmü tartışmanın “ikiyüzlülük” olacağını ifade etti.
Özkızan, açıklamasının sonunda Ektam işçilerinin sendikalaşma mücadelesi ve elde edilen kazanımlara da değinerek, özel sektördeki güvencesiz çalışma koşullarına karşı verilen direnişin umut verici olduğunu belirtti. Emekçilerin cesaretinin örgütlü mücadelenin önemini bir kez daha gösterdiğini ifade ederek, dayanışma çağrısını yineledi.
Keleşzade: Saldırılar İran’da Hızlı Bir Rejim Değişikliği Beklentisiyle Başlatıldı
Programa konuk olarak katılan Mustafa Keleşzade, söz konusu saldırının zamanlamasının ABD iç siyasetindeki gelişmelerle bağlantılı olduğunu söyleyerek, saldırıların İran’da hızlı bir rejim değişikliği beklentisiyle başlatıldığını ancak İran’ın karşı hamlelerinin bu beklentilerin gerçekçi olmadığını ortaya koyduğunu ifade etti. İran’daki yönetimin yalnızca kişilere değil bir sisteme dayandığını belirten Keleşzade, bu nedenle savaşın kısa sürede sonuçlanacağı yönündeki öngörülerin boşa çıktığını söyledi.
Savaşın gidişatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Keleşzade, İran’ın çatışmayı sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu ve küresel ekonomik etkileri, özellikle enerji ve gıda fiyatları üzerindeki baskıyı, stratejik bir araç olarak kullanabileceğini dile getirdi. ABD açısından ise açık bir “zafer senaryosu” olmadan geri çekilmenin ciddi bir siyasi kayıp anlamına gelebileceğini belirtti. İsrail’in ise uzun vadeli istikrarsızlaştırma stratejisi doğrultusunda hareket ettiğini, İran’ın zamanla zayıflatılarak “başarısız devlet” konumuna sürüklenmesinin hedeflendiğini aktardı.
Küresel Düzeyde ABD Hegemonyasın Dayandığı Kurallı Düzen Krizde
Keleşzade, küresel düzeyde ABD hegemonyasının dayandığı kurallı düzenin kriz içinde olduğunu ve Çin’in yükselişinin bu dengeleri sarstığını ifade etti. ABD’nin İran ve Venezuela gibi ülkelere yönelik müdahalelerini, bu ülkelerin Çin ile enerji alanındaki iş birlikleri bağlamında değerlendirmek gerektiğini söyledi. Saldırının hazırlıksız ve erken gerçekleşmiş olmasının ise bölgesel dinamiklerle bağlantılı olabileceğini ileri sürdü.
Küba’ya yönelik ekonomik baskıların artmasının insani sonuçlarına da değinen Keleşzade, enerji temelli ablukaların halkların yaşam koşullarını doğrudan etkilediğini ve benzer politikaların İran’a karşı uzun süredir uygulandığını belirtti. Bu çerçevede İran’daki direnişin yalnızca ülke içi değil, daha geniş bölgesel ve küresel gelişmeler açısından da sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.
Adadaki Yabancı Askeri Varlık Bölgesel Çatışmaların Doğrudan Hedefi Haline Gelme Riskini Artırdı
Kıbrıs bağlamında değerlendirmelerde bulunan Keleşzade, adadaki yabancı askeri varlığın bölgesel çatışmaların doğrudan hedefi haline gelme riskini artırdığını söyledi. Kıbrıs’ın askeri yığınaklar nedeniyle Orta Doğu’daki savaşların etkisini daha yakından hisseden bir konumda olduğunu ifade ederek, İngiliz üslerine yönelik eleştirilerin bu çerçevede ele alınması gerektiğini söyledi.
Keleşzade, Kıbrıs’taki güvenlik politikalarının tarihsel olarak dış güçlere dayanma eğilimi üzerinden şekillendiğini belirterek, bunun adada daha fazla güvensizlik ve risk yarattığını söyledi. Halklar arası dayanışmayı güçlendiren ve antiemperyalist bir perspektifi esas alan politikaların önemine vurgu yaptı.
İran’daki rejime yönelik eleştirilerin ayrı bir tartışma konusu olduğunu ancak emperyalist müdahalelerin meşrulaştırılamayacağını ifade eden Keleşzade, sosyalistlerin bu tür durumlarda emperyalist güçlerin rolünü ve yerel sol hareketlerin tutumunu dikkate alması gerektiğini söyledi.
Zengin: Orta Doğu’daki Çatışmanın Bölgeye Yayılması ve Ekonomik Etkilerinin Derinleşmesi İhtimali Var
Eşit Hak ve Adalet Sendikası Yönetim Kurulu üyesi Gökhan Zengin, İran’a yönelik saldırının sürpriz olmadığını belirterek, Aralık ayından itibaren İran’daki ekonomik krizle başlayan sürecin ve dünya kamuoyunun savaş atmosferine yönlendirilmesinin geniş çaplı bir çatışmanın habercisi olduğunu ifade etti. Saldırının planlanan tarihten dahi gecikmiş olabileceğini dile getirdi.
İran’daki siyasi yapının yalnızca üst düzey yöneticilerin ortadan kaldırılmasıyla çökeceği yönündeki değerlendirmelere değinen Zengin, bunun kamuoyuna sunulan bir algı olduğunu söyledi. İran’ın mevcut sisteminin bu tür senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu belirterek, çatışmanın bölgeye yayılması ve ekonomik etkilerinin derinleşmesi ihtimaline dikkat çekti.
Zengin, İran’ın geçmiş savaşlardan çıkardığı dersler doğrultusunda hareket ettiğini ve çatışmanın ne zaman sona ereceğini belirleme konusunda inisiyatif almaya çalıştığını ifade etti. Körfez’de enerji akışının kesintiye uğratılması ve bölgesel aktörlerin sürece dahil edilmesi gibi adımların bu stratejinin parçası olduğunu savundu.
Avrupa Ülkelerinin ABD-İsrail Bloğuna Karşı Doğrudan Bir Askeri Blok Oluşturma İhtimali Zayıf
ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını azaltma yönündeki stratejik yönelimi ile İsrail’e bölgesel hegemonya alanı açma arayışı arasında bağlantı bulunduğunu anlatan Zengin, İran’ın bu denklemde zayıflatılmak istenen başlıca aktörlerden biri olduğunu söyledi. Küresel güç dengelerindeki değişimlerin, özellikle Çin’in yükselişi bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Avrupa ülkelerinin ABD-İsrail bloğuna karşı doğrudan bir askeri blok oluşturma ihtimalinin zayıf olduğunu ifade eden Zengin, mevcut gerilimin daha çok küresel hegemonya krizinin sonucu olduğunu savundu. ABD’nin uluslararası kurallara dayalı sistemi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirme çabalarının yeni bir dünya düzeninin inşası sürecine işaret ettiğini dile getirdi.
Doğu Akdeniz’deki Güç Mücadelesinin, ABD Hegemonyasının Zayıflamasıyla Birlikte Daha Belirgin Hale Geldi
Körfez ülkelerindeki yabancı askeri varlığın yarattığı çelişkilere dikkat çeken Zengin, bu durumun Kıbrıs açısından da benzer riskler barındırdığını belirtti. Adadaki askeri üslerin ve uluslararası ittifakların, bölgesel gerilimler derinleştikçe yeni çatışma ihtimallerini artırabileceğini ifade etti. Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesinin, ABD hegemonyasının zayıflamasıyla birlikte daha belirgin hale geldiğini söyledi.
İran’daki siyasal yapının yalnızca tek boyutlu bir değerlendirmeyle ele alınmasının gerçekliği yansıtmadığını savunan Zengin, ülke içindeki toplumsal ve siyasal dinamiklerin daha kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini belirtti. Aynı zamanda emperyalist müdahalelerin meşrulaştırılması amacıyla kullanılan söylemlere karşı eleştirel yaklaşılması gerektiğini ifade etti.