Solda Birlik – Celal Özkızan

Celal Özkızan

Özne Sayı 6

Sonbahar 2025

Giriş

Solda birlik meselesi, Kıbrıs’ın kuzeyindeki en eski günah keçilerinden biridir. İstenilen amaçlara ulaşmak için her şey hazırdır, ancak sol bir araya gelmek yerine kendi içinde sürekli tartıştığı için bu amaçlara ulaşılamamaktadır. Oysaki sol birlik olsa, aşamayacağımız engel, deviremeyeceğiz dağ, yıkamayacağımız duvar yoktur. Bu yazının amacı, bu günah keçisini pek alışık olmadığı bir yerde otlatmaya çıkarıp eleştirel düşüncenin süzgecinden geçirmektir. Ne de olsa alışıldık otlaklarda bu keçiye hep en klişe otlar yedirilmekte, keçinin de ne karnı doymakta, ne zihni özgürleşmekte ne de ruhu rahatlamaktadır. Bu eleştirel otlakta ise, birleşmesi beklenen solun ne olduğu ve neyin etrafında birleşilmesinin arzulandığı keçiye tattırılacaktır.

Hangi Sol?

Sol-sağ ayrımının kökeni Fransız Devrimi’dir. Bu devrim gerçekleşmeden önce, Fransa’daki Bourbon monarşisinin önceleri yetkisini sınırlandırmak, nihayetinde ise monarşi düzenini ortadan kaldırmak isteğinde olanlar Fransa Milli Meclis’inde meclis başkanının sol tarafında oturmaktayken, statükonun, yani mevcut monarşi düzeninin sürmesinden yana olanlar sağ tarafında yer almaktaydı (Knapp ve Wright, 2006: 2). Yani solda olmak değişimden yana olmak anlamına gelirken, sağda olmak ise düzenin devamından yana olmak demekti. Peki ama düzen, yani değişmesi gereken nedir?

Bırakın günümüz toplumlarını, sol-sağ ayrımının çıkış noktası olan Fransız Devrimi sürecinde dahi, değişmesi gerekenin ne olduğuna ilişkin sol içinde ciddi tartışmalar ve bölünmeler yaşanmıştı.[1] Monarşinin yetkilerinin sınırlandırılması ve/veya ortadan kaldırılmasına ilişkin genel bir uzlaşı vardı, ancak ‘birlik’ için bu uzlaşı yeterli değildi. Daha ortaya çıktığı andan itibaren çok ciddi tartışmalara, çatışmalara ve hatta kanlı bölünmelere yol açan sol siyaset, günümüz toplumlarında haliyle çok daha karmaşık bir hâl almıştır. Durum böyleyken, “kendine solcu diyen herkes birlik olsun” gibi ciddiyetsiz ve yüzeysel bir bakış açısının hiçbir fikirsel değeri yoktur.

Elbette ortada anlamlı bir sebep yokken sol içinde yaşanan bölünmelerden endişe duymak ve bu durumu tersine çevirmeye çalışmak hem insanidir hem de gereklidir. Ancak ortada ciddi anlaşmazlık konuları ve keskin ayrımlar varken “hade öpüşün barışın” demek, sizi “yüce gönüllü ve birlik yanlısı” yapmaz, aksine sizin bir şeyleri halının altına süpürmeye, bastırmaya ve susturmaya çalıştığınızı gösterir. Kaldı ki, kendi kişisel ve/veya siyasal deneyimlerinde ne zaman anlaşmazlık yaşasa ortalığı ayağa kaldıran, masayı deviren, kapıları vurup çıkan ve çok sert tavırlar alan kişilerin ve kesimlerin, söz konusu ucu kendilerine dokunmayan konular olduğunda bir anda birlik olmaktan söz etmesi, ciddiye alınabilecek türden bir yaklaşım değildir.

Düzen ve Değişim

Sadece değişimden yana olmak birleşmek için yeterli değildir, soyut bir ‘düzen karşıtlığı’ siyasal ortaklaşma için yeterli değildir. Örneğin 1979 İran Devrimi, tıpkı Fransız Devrimi gibi monarşi düzenine (Pehlevî Hanedanlığı) karşı yapılmış bir devrimdi. Dahası, devrim ile birlikte cumhuriyet ilan edilmişti. Ancak devrimden çok kısa bir süre sonra laik düzen ortadan kaldırılıp İslami rejim inşa edilmiş, İran devlet başkanına hem aşırı yetkiler hem de ölene kadar makamda kalma ayrıcalığı tanınmış, devrimden birkaç yıl sonra da muhalefet ezilmiştir (Nikbeen, 1984). “Madem düzen karşıtısınız, neden bir araya gelmiyorsunuz” diye düşünen solda birlik havarileri eğer İran’da yaşasaydılar, Humeyni’ye muhalefet etmeyi “bölücülük” olarak mı göreceklerdi?

On sene kadar önce Donald Trump, açık açık “düzen karşıtı” olduğunu söyleyerek ilk seçim kampanyasını yürütmüş; siyasal, ekonomik, kurumsal ve kültürel alanlarda köklü dönüşümler yapılması gerektiğini öne sürmüştü. Bu durumda Trump solcu mudur? Aynı soruyu, Türkiye’nin “askeri ve bürokratik vesayet rejimine” savaş açmış Erdoğan için de sorabiliriz. Bir kişi veya siyasi hareket “değişim” vaadinde bulundu diye, “düzene karşıyım” dedi diye solcu mu olur? Bir kişi solculuk iddiasında bulunsa bile[2] o iddiayı olduğu gibi kabul edip “kendine solcu diyen herkes bir araya gelsin” çiğliğinde mi bakacağız hayata, yoksa kişilerin ve siyasetlerin solculuk iddiasını eleştirel bir sorgulamadan mı geçireceğiz önce?

Solu Tanımlamak

Solun ne olduğunun tanımlanması dünya çapında bir sorun. Yine de genel anlamıyla, Fransız Devrimi’nin “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” mottosu, halâ bir rehber. Sol, her türden ayrımcılığı (din, dil, ırk, köken, cinsiyet, yaş, yönelim, engellilik gibi) ortadan kaldırmaktan, yani kardeşlikten yana olmaktır. Sol, insanların özgürlüklerini güvenceye alacak çeşitli haklarla donatılmasından ve bu hakların da gerçek hayatta bir karşılığı olmasından yana olmaktır. Sol, en nihayetinde eşitlikten yanadır, yani insanların, içinde doğup büyüdükleri farklı yaşam koşulları yüzünden eşitsiz hayatlar yaşamalarına karşıdır.

Bu noktadan bakılınca, Trump’ın, Erdoğan’ın veya Humeyni’nin solda olmadığı açıktır. Ancak bu kadar bariz örnekleri bir kenara bıraktığımızda, solun sınırlarını belirlemek kolay değildir. Örneğin piyasa ekonomisine karşı olan bir sosyalist de kendini solcu olarak görür, piyasa ekonomisini sahiplenen bir sosyal demokrat da. Sosyal demokratlar piyasanın ekonomik büyüme aracılığıyla refahın koşullarını yarattığını, devletin de yeniden dağıtım yoluyla bu refahı toplumsallaştırmakla mükellef olduğu argümanı üzerinden ilerlerken, sosyalistler piyasanın kaçınılmaz eşitsizlikler yarattığını ve devletin, burjuvazinin çıkarları tarafından yapısal olarak ele geçirildiği argümanı üzerinden ilerler. Sosyalistler de sosyal demokratlar da ‘eşitlik’ ilkesine sadıktır, ancak yaklaşımlarındaki fark barizdir. Örneğin anarşistler ve sosyalistler, devletin ve bireyin doğasına ilişkin temelden farklı yaklaşımlara sahip olmakla birlikte, iki taraf da ‘özgürlük’ ilkesine sadıktır. Kendini anti-emperyalist olarak nitelendiren bir ulusalcı, ülkesinin birliğini solda olmanın gereği sayarken, aynı ülkenin azınlık halkına mensup bir kişi, halkının diğer halklar gibi kendi devletini kurma hakkına sahip olmasını solda olmanın gereği olarak sayar. İki taraf da kendi yaklaşımını, halkların kardeşliğinin bir gereği sayar. Farklı taraflar arasındaki bu temel ayrımlar bir yana, her taraf kendi içinde de ayrımlara sahiptir.

Kıbrıs’ın Kuzeyinde Solu Tanımlamak

Kıbrıs’ın kuzeyinde ise solun tanımlanması daha da karmaşıktır. Başka pek çok ülkede sol içi tartışmalar, o ülkelerin kendi çeşitli toplumsal meselelerine ilişkin yaklaşım farklılıklarından doğmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde ise, Kıbrıs’ın birleşmesini istemek solda olmanın ana, hatta zaman zaman tek kriteri kabul edildiğinden, toplumsal meselelere ilişkin sol içi tartışmaların ciddiyetle yapılmadığı bir konfor alanı ortaya çıkmıştır. Toplum tarafından solda kabul edilen veya kendini solda gören çeşitli yapılar, bu konfor alanının içinde farklı farklı yerlerde dursalar da, nihayetinde, hep birlikte aynı konfor alanının içindedirler.

Örneğin CTP ve TDP, toplumsal pek çok meseleye dair (asgari ücret, özel sektörde sendikalaşma, servet vergisi, mali politikalar, enerji politikası, ulaştırma, eğitim, nüfus ve vatandaşlık gibi) net bir tutum almadan solculuk iddialarını sürdürebilmektedir. Konfor alanının bir başka bölgesinde ise BKP, DKB, Sol Hareket, YKP gibi “Kıbrıs sorunu solcuları” vardır. Bu yapılar da yukarıda örnekleri verilen toplumsal meselelere dair somut ve ayrıntılı bir tutum geliştirmeye ihtiyaç duymaksızın, Türkiye ile ilişkiler ve Kıbrıs sorunu etrafında siyaset yaparak solculuk iddialarını sürdürebilmektedirler.

Kıbrıs’ın birleşmesini istemek hem toplum tarafından hem de konfor alanının içindeki yapılar tarafından solculuğun ana ve hatta tek kriteri olarak kabul gördüğünden, solu şekillendiren ve zenginleştiren demokratik tartışmalar, bırakın farklı yapılar arasında, tek tek yapıların kendi içinde dahi gerçekleştirilememektedir. Bu durumun istisnaları, çeşitli toplumsal meselelere dair somut ve ayrıntılı yaklaşımlar geliştiren Bağımsızlık Yolu ve Kıbrıs Sosyalist Partisi’dir.

Neyin Birliği?

Etrafında birlik olunması istenen taleplerin, hedeflerin ve/veya süreçlerin ne olduğu konusuna geçmeden önce, “birlik” ifadesinin kendisi konusunda dahi keçiyi eleştirel otlaklara sokmamıza gerek var, zira bu ifade çoğu zaman üzerinde düşünülmeden kullanılıyor. Açıkça söylenmese de birlik ifadesi “seçimlerde aynı adaya veya partiye oy vermek” anlamında kullanılıyor. Oysaki “birlik” ifadesinin çeşitli boyutları vardır.

İşbirliği

Birlik, işbirliği (veya güçbirliği ya da eylem birliği) biçiminde hayat bulabilir. Bu biçimde, farklı yapılar, somut ve belirli bir hedef doğrultusunda veya talep çerçevesinde bir araya gelir. Bu farklı yapılar, kendi yollarında ayrı ayrı yürümeye devam etmekle birlikte, bu somut ve belirli hedef veya talep söz konusu olduğunda ortak hareket edip söz söyleme pratiğine girebilirler. Örneğin anti-demokratik Disiplin Tüzüğü ve çocuklara başörtüsü dayatması sürecinde, farklı yapılar böylesi bir somut ve belirli bir hedef (bahsi geçen Tüzük’ün geri çekilmesi) doğrultusunda bir araya gelmişti.

Bu tür işbirliklerini yaşatabilmek için, tarafların iki noktaya hassasiyet göstermesi gerekmektedir. Birinci nokta, işbirliğinin ya da eylemlilik sürecinin konusu olan hedefe sadık kalmaktır. Eğer taraflardan biri veya birkaçı, belirlenen hedef doğrultusunda samimi bir mücadele vermek yerine kendi özel amaçlarını hedefin önüne koyarsa, işbirliği mümkün olmaz. Örneğin Disiplin Tüzüğü’nün kaldırılmasına yönelik işbirliği süreci, Türkiye ile ilişkiler veya Kıbrıs sorunu konularında genel bir hesaplaşmaya döndürülmeye çalışılırsa, işbirliği başarısız olabilir.

Etrafında işbirliği yaptığınız hedefi gerçekten önemsiyorsanız, zaten o hedefin gerçekleşmesinin, sizin diğer meselelere ilişkin hedeflerinize de fayda sağlayacağını düşünüyorsunuz demektir. Diyelim ki Kıbrıs’ın birleşmesini arzuluyorsunuz. Disiplin Tüzüğü’nün kaldırılması konusunda mücadele başarılı olursa, bu başarı, Kıbrıslı Türk halkının kendi iradesine sahip çıkma gücünü ve becerisini ortaya koyduğu anlamına gelir. Kıbrıs’ın birleşmesi mücadelesi de böylesi bir gücü ve beceriyi gerektireceğinden, Disiplin Tüzüğü’ne karşı mücadele sizin Kıbrıs’ın birleşmesi arzunuza da katkıda bulunacaktır.

Yok eğer siz asıl amacın Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu ve Disiplin Tüzüğü’ne karşı verilecek bir mücadelenin zaman kaybı ya da işgal altında boşuna kürek çekmek olduğunu düşünüyorsanız, o zaman zaten bu işbirliğinin parçası olmamanız gerekir. Siz zaten ortaya konulan hedefe değer vermiyor, ya da bu hedefi öncelikleriniz arasına koyacak kadar önemsemiyorsunuz demektir. Bu durumda sizin için en doğrusu, bu işbirliği sürecinin dışında kalmaktır.

İkinci nokta, bir işbirliğinin tarafı olan farklı yapılar, etrafında işbirliği yapılan hedef dışında kalan konular hakkında, yani diğer toplumsal meseleler hakkında, işbirliği yaptıkları diğer yapılara dönük bir beklentiye girmemelidir. İşbirliği, güçbirliği veya eylem birliği gibi süreçler, ideolojik bir ortaklaşmayı ya da diğer konulara ilişkin bir görüş benzerliğini gerektirmez. Farklı yapıları bir araya getiren şey belirli bir ortak hedef ise, bu yapılar birbirlerine karşı ancak o ortak hedef bakımından sorumludurlar.

Bu işbirliğine taraf olan yapılardan biri, başka bir yapının ortaklaşılan hedef dışında kalan meselelerden birine ilişkin tutumunu bahane göstererek ortaklaşmaya ilişkin sorun çıkarmaya başlıyorsa, bu kabul edilemez. Örneğin Bağımsızlık Yolu, Disiplin Tüzüğü’nün kaldırılması mücadelesinde işbirliği yaptığı yapılara dönüp “siz neden AKSA’nın kamulaştırılmasını savunmuyorsunuz” diye hesap sormaya kalkar ve bu hesabı da Disiplin Tüzüğü mücadelesinin bir konusu haline getirmeye çalışırsa, Bağımsızlık Yolu işbirliğine zarar vermiş olur. Eğer iki devletli çözümü savunan bir yapı, Disiplin Tüzüğü konusunda işbirliği yaptığı yapılardan bazılarının federasyon yanlısı olmasını bir sorun olarak gündeme getiriyorsa, işbirliğine zarar vermiş olur.

Tek Seslilik ve Çok Seslilik

İşbirliği yaparak birlikte mücadele eden farklı yapılar, bu mücadeleye kendi sözlerini, renklerini, sloganlarını, siyasi söylemlerini, dünya görüşlerini, bakış açılarını ve ideolojilerini katmakta elbette özgür olmalıdırlar. Zaten mücadeleyi ‘ortak’ kılan şeylerden biri hedefte birlik ise, diğeri de birlik yapan farklı grupların çeşitliliğinin tüm renkleriyle o ortaklıkta kendine yer bulabilmesidir.

Bir işbirliğinde çok seslilik olması, durduk yere bölünmelere yol açmaz. Böyle bir kaygı yersizdir. Dikkat edilmesi gereken husus, çok sesliliğin varlığı değil, ne yöne kanalize olduğudur. Disiplin Tüzüğü’ne karşı işbirliği örneğinden devam edecek olursak, eğer bu çok seslilik, Tüzük’ün ortadan kaldırılması hedefi doğrultusunda samimi olarak ifade ediliyorsa, mücadele ve işbirliği güç kazanacak, zenginleşecektir. Yok eğer bu çok seslilik, ortaklaşılan hedefin dışındaki konulara ilişkin ayrımları öne çıkarmak biçiminde ifade ediliyorsa, mücadele ve işbirliği zayıflayacaktır. Kısacası, sorun farklılığın veya çeşitliliğin kendisinde ya da kendini ifade etmesinde değil, hedefin dışına doğru kanalize olmasındadır. Kısacası, işbirliğinin ilkesi, hedefte tek seslilik, hedefe varılan yolda çok seslilik olmalıdır.

Bir işbirliğini yürütmek bir yanıyla kolay bir yanıyla zordur. Kolaydır çünkü ortada belirli ve net bir hedef vardır. Konular iç içe geçmiş değildir. O hedef konusunda hemfikir olmak, işbirliği yapmak için yeterlidir. Zordur çünkü o hedefin etrafında işbirliği yapanlar, farklı kaygılara, değerlere, önceliklere ve başka konulara ilişkin birbiriyle uyuşmayan (hatta yer yer çelişen) başka hedeflere de sahiptirler. Hem tek bir hedefte ortaklığı sürdürmek hem farklı yapıların renklerini bastırmadan o ortaklığı çok sesli bir şekilde yaşatmak hem de farklılıkların iç bölünmelere yol açmasını engellemek gerekir. Bu zorluğu aşabilmenin hazır bir formülü ise yoktur. Yine de, işbirliğinin doğasına ilişkin yukarıda ayrıntısıyla anlatılan faktörlere samimiyetle yaklaşılırsa, işbirliğinin yüzleşeceği zorlukları aşmak daha kolay olur.

Kimin İşbirliği?

Solda birlik meselesinin bir biçimi olan işbirliğini, en güncel örnek olan Disiplin Tüzüğü’ne karşı muhalefet üzerinden anlatmaya çalıştık. Ancak, yazının buraya kadarını okurken muhtemelen düşünmüş olduğunuz üzere, Disiplin Tüzüğü’ne karşı yapılan işbirliği, sadece solda bir birlik değil, toplumun sol dışında kalan kesimlerini de içine alan geniş bir toplumsal muhalefet örneğiydi. Yine de, ister sol içinde olsun ister toplumsal muhalefetin tamamı içinde, işbirliği biçimindeki birlik girişimlerine ilişkin kriterler aynıdır.

Disiplin Tüzüğü’ne karşı oluşturulan işbirliğinin bu yazıda bir örnek olarak kullanılmasının bir diğer sebebi ise, işbirliği düzeyinde solda bir birliğin sağlanmasının aslında gayet kolay olduğunu ifade etmektir. Gerek Reddediyoruz gerek Disiplin Tüzüğü süreçlerinde görülebileceği üzere, bırakın sol içinde bir işbirliğini, ortada somut ve halkın hassasiyet duyduğu bir konu olduğunda, toplumun daha geniş kesimleri içinde dahi bir işbirliğini yakalamak ve bunu aylarca, hatta yıllarca sürdürmek mümkün olmaktadır. Buradaki kritik nokta, “somut” bir hedefin ve talebin mevcut olmasıdır.

Ne yazık ki, Kıbrıs’ın kuzeyinde kendini solda konumlandıran kesimler, somut talepler etrafında bırakın birleşebilmeyi, tek tek kendi yapılarının içinde bile somut hedefler oluşturamamakta, toplumun karşısına somut talepler ile çıkamamaktadır. Bu durumun istisnası, Bağımsızlık Yolu’dur. Gerçekten de asgari ücretin en düşük kamu maaşına eşitlenmesinden tutun da ultrazenginlere servet vergisine, her bölgeye sığınma evinden tutun da özel sektörde on kişiden fazla çalışanı olan işyerlerinde sendikasız işçi çalıştırılmasının yasaklanmasına, yanan ormanların imara açılmasının önlenmesinden tutun da AKSA’nın kamulaştırılmasına kadar çeşitli konularda talepler ortaya koymuştur Bağımsızlık Yolu.

Kıbrıs’ın kuzeyinde işbirliği düzeyinde dahi olsa solda birliğin yaygın olmamasının sebebi, işbirliğinin başlangıç noktası olan somut taleplerin ve belirli hedeflerin, kendisini solda konumlandıran kesimler tarafından yaratılamıyor olmasıdır. Solda birlik eksikliğinin sebebi, soldaki yapıların birlikte hareket edebilme beceriksizliği değil, etrafında birlik olunabilecek somut hedef ve taleplerin uzun zamandır  sol içinden çıkmıyor olmasıdır. Disiplin Tüzüğü örneğinde görüldüğü üzere, ortada somut bir talep ve belirli bir hedef olduğunda, sadece sol değil, toplumun geniş kesimleri dahi birlik olabilmektedir. Kıssadan hisse, solda birliği arzulayan herkese düşen sorumluluk, “birlik” çağrısı değil, somut talep ve hedef oluşturma süreçlerinin çağrısını yapmaktır. Birlik ruhu hazırdır, etrafında bir araya geleceği somut taleplere ve hedeflere muhtaçtır. Gelin şimdi işbirliğinden çok daha sıkı bir ortaklaşmayı gerektiren ittifak ve ideolojik temelli solda birlik biçimlerine bakalım.

İttifak

Birlik siyasetinin bir başka biçimi olan ittifak (veya cephe), işbirliği modelinden farklı olarak belirli bir hedef veya talep etrafında değil, bir veya birkaç tema etrafında bir araya gelir. Temalar, toplumsal meselelere ilişkin genel başlıklardır. Örneğin ulaşım politikası bir temadır, Kıbrıs Sorunu bir temadır, nüfus ve vatandaşlık politikaları bir (veya iç içe geçmiş iki) temadır. Bir diğer deyişle, Disiplin Tüzüğü’nün kaldırılması hedefi etrafında bir araya gelmek bir işbirliği biçimiyken, örneğin “eğitim politikası” veya “çocuk hakları” temaları etrafında bir araya gelmek, bir ittifak siyaseti biçimidir.

Farklı sol yapılar, eğitim teması etrafında bir cephe oluşturup belirli ilkeleri, sorun tanımlarını ve genel bir programı ortaya koyarak, o andan itibaren ülkede eğitim ile ilgili meselelere ilişkin ortak mücadele etmeye başlayabilir. Böylesi bir ittifakta, eğitim ile ilgili sadece bir veya birkaç hedef etrafında bir araya gelmekle yetinilmez, eğitim başlığının altındaki pek çok konuda (okul ihtiyacından tutun da müfredatlara, tam gün eğitimden tutun da özel okullara, burs meselesinden tutun da sınav sistemlerine kadar) ortak bir söz üretilir ve siyaset yürütülür.

İttifaklar, doğası gereği, işbirliğinden daha uzun vadeli süreçleri gerektirir. Dahası, işbirliği modelinde başı sonu belli bir hedef veya talep varken, ittifaklar açık uçludur. Örneğin eğitim temalı bir sol ittifak sadece mevcut eğitim sorunlarına karşı değil, ittifak kurulduktan sonra ortaya çıkacak yeni sorunlara ve gündemlere dönük de ortak hareket etme sözü verebilir. İttifaklar gerek çeşitli gündemleri kapsadığından gerekse de uzun vadeli süreçleri gerektirdiğinden, sürdürülebilir olmak için asgari de olsa bir ortak programa (veya çerçeveye, ilkeler birliğine) ihtiyaç duyar. Bu ortak programın, bir sonraki başlıkta inceleyeceğimiz örgütsel birlikteki gibi geniş kapsamlı ve ince ayrıntılı olmasına gerek yoktur. Rahvancıoğlu’nun (2009: 335) 1980’lerin ortasında Kıbrıs’ın kuzeyindeki ittifak tartışmalarına ilişkin dönemin Özgürlük dergisinin aldığı tutumu aktardığı kısım, gerek ortak program meselesi gerekse de ittifakın doğası, niteliği ve ön şartları ile ilgili olarak aydınlatıcıdır:

Var olan sorunları kendi ideolojik perspektifinden tanımlamış örgütlerin varlığı. Her örgütün tanımladığı sorunun çözümüne yönelik stratejik bir hedefi ve bu hedefe ulaşmak için kararlaştırılmış bir programı… Cepheye taraf olacak örgütlerin kitleleri (…) asgari düzeyde de olsa tartışabilecek kadar konulara vakıf olmalıdır… Örgütler ortaya koydukları programı sadece söz düzeyinde değil pratik hayatta da gerçekleştirmek için aktif mücadelenin  içinde olmalı… Birbirlerinin farklılıklarını görmezden gelmeden, ortak bir program ve ilkesel birliktelik için bir araya gelerek (…) bir tartışma süreci yaşamalı.

Kıbrıs’ın kuzeyinde “seçim ittifakları” adı altında bugüne kadar yapılmış ittifaklar, aslında ittifak ya da cephe değil bir işbirliği niteliği taşır. Zira, ittifakların aksine, seçim işbirlikleri seçimlerden kısa bir süre önce ve sadece seçimde oy toplamayı hedefleyerek oluşturulur, belli başlı genel ilkeler ortaya konulsa da bu ilkeler yeterince ayrıntılandırılmaz ve dahası, seçimden hemen sonra bu işbirlikleri sona erer. Biçimsel olarak bakıldığında, 2020 yılında ilan edilen Bu Memleket Bizim Platformu ise, bir ittifak niteliğindedir.

İçinde çok sayıda siyasi partiyi ve sendikayı barındıran bu Platform, Kıbrıs sorunu ve Kıbrıslı Türklerin iradesi ile kimliğinin korunması temaları etrafında kurulmuştu. Bu Platform’un bugüne kadar ciddi anlamda toplumsal veya siyasi bir etki ortaya koyamamış olması ise, birlikten sadece bir araya gelmeyi anlayanların yanılgısını göstermektedir. Her meselede “sol bir araya gelsin” diyenlerin, birlik halindeki bu Platform’un neden varlık gösteremediğiyle ilgili tek bir açıklama yapma zahmetinde dahi bulunmamış olmaları, birlik çağrılarının ciddiyetsizliğini göstermektedir. Bir önceki kısımda da anlatıldığı üzere, sorun birliğin olmaması değil, birliklerin bir işe yaramasını sağlayacak asgari koşulların dahi oluşmamasıdır. Bu koşulları oluşturmak için ortaya çaba koymayı geçtik, bu koşullara ilişkin asgari bir akıl yürütmeyi bile gerçekleştirmeyenlerin halâ ısrarla sorunu ‘solun bir araya gelmemesi’ olarak görmesi, gerçeklikten ciddi bir kopuştur.

Örgütsel Birlik

Örgütsel birlik, solda birliğin en ileri biçimidir. Adı üzerinde, tek bir örgütün (örneğin bir siyasi partinin) içinde birleşmektir. Örgütsel birliğin sağlanabilmesi için, ideolojik birliğin ve dahası tüzük birliğinin sağlanması gerekmektedir. İdeolojik birlik bu biçimde kaçınılmazdır. İttifak sürecinden farklı olarak, toplumsal hayatın her alanına ilişkin ideolojik bir ortaklaşma gereklidir. Kaldı ki, bu ideolojik ortaklaşma mevcutsa bile, tüzük ve -kapsamlı ve ayrıntılı bir- program birliği yine de gereklidir. Zira, ideolojik olarak ortaklaşan, örneğin sosyalist ideolojiye sahip olan yapılar, bu ideolojilerini toplumsal yaşam içinde nasıl uygulamaya taşıyacaklarına ilişkin çok ciddi ayrımlara sahip olabilirler. İdeolojik ortaklık, politik ve kurumsal ortaklığı otomatik olarak beraberinde getirmez. Elbette ideolojik ortaklığa sahip olan farklı  yapıların örgütsel birliğin koşullarını zorlaması gereklidir, ancak tüzük (örgüt içi işleyişin kuralları) ve program (örgütün politik duruşu) birliğinin sağlanması mümkün görünmüyorsa, farklı yapılar arasında ısrarla örgütsel birliği zorlamak, bırakın birliğe yol açmayı, tek tek o yapılara zarar dahi verebilir.  

Sonuç Yerine

Bu yazı, 2025 Cumhurbaşkanlığı Seçimi özelinde hazırlanmış bir dosya konusunun parçası olmakla birlikte, yazıda bu seçime yönelik özel bir tartışma yürütülmemiştir. Bunun başlıca sebebi, bu satırlar yazılırken, solda birlik tartışmasını gerektirecek çok adaylı bir seçim sürecinin yaşanmıyor olmasıdır. Gerçekten de seçim, Tatar ile Erhürman arasında geçecek gibi görünmektedir. Görünen o ki, Tatar’ın gitmesi hedefi ve federasyonu savunan bir adayın cumhurbaşkanı olması talebi etrafında solun geniş kesimleri doğrudan ya da dolaylı olarak bir işbirliği sürecine girmiştir. Ancak Kıbrıslı Türk halkı, asgari bir işbirliği ile savuşturulamayacak bir kuşatmanın altındadır. Tatar’ın yerine federasyoncu bir adayı getirmek elbette ileri bir adımdır ve inkâr edilemez bir kazanımdır, ancak dosyanın diğer bazı yazılarında da ifade edildiği üzere, içinde bulunduğumuz kuşatma ile baş edebilecek bir yol haritasının ortaya konulması için yeterli değildir.

Kuşatmaya karşı sol bir mücadele; sorunların, düzenin ve değişimin nasıl tanımlandığı ve somut taleplerin önemi üzerinden asgari bir uzlaşıya ihtiyaç duyar. Bu anlamda daha kendi içinde dahi birliği ve netliği sağlayamamış tek tek yapılar Kıbrıs’ın kuzeyindeki solu büyük oranda ele geçirmişken, farklı sol yapılar arasında birlikten söz etmek abesle iştigaldir; şairin deyişiyle, kendi bahçesinde dal olamayanların, başkasının bahçesinde ağaçlık taslaması halidir. Bağımsızlık Yolu, uzun yıllardır kendi içinde sadece ideolojik netliği değil, tüzüksel ve programatik bir birliği de sağlamıştır. Ortak bir ağaçta buluşacaksak, önce kendi dalımızın çaresine bakalım. Öbür türlüsü, çorak topraklara laf ola ekilmiş kuru ağaçlar mezarlığını büyütmeye devam ederiz.

Kaynakça

Hobsbawm, E. (2014). The Age of Revolution: 1789-1848. Abacus.

Knapp, A. & Wright, V. (1997). The Government and Politics of France. Routledge.

Nikbeen, S. (1984). Draft Resolution on the Iranian Revolution. International Internal

Discussion Bulletin (Cilt 20, Sayı 11).

Rahvancıoğlu, M. (2009). Kıbrıslı Türk Devrimci Hareketi (HALK-DER). Kalkedon.


[1] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Hobsbawm (2014: 73-100).

[2] Engin Ardıç 2 Temmuz 2018’de Sabah gazetesine verdiği röportajda “Türkiye’deki en solcu lider Tayyip Erdoğan’dır” demiş, Erdoğan’ın danışmanı olan Yiğit Bulut, Ekim 2013’te İstanbul’da katıldığı bir panelde Erdoğan’ın “gerçek bir sosyalist” olduğunu ifade etmiş, dahası bizzat Erdoğan’ın kendisi 2019 yılındaki Yerel Yönetimler Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada kapitalizmi sert bir biçimde eleştirmişti.