
Arjantin’den Partido Obrero’nun yayın organı Prensa Obrera Emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu ile özel röportaj gerçekleştirdi.
Bağımsızlık Yolu – Emekçinin Partisi Parti Meclisi üyesi Ali Şahin ile röportaj:
Atina Enternasyonalist Konferansı’nın haber takibi kapsamında, bu girişime ilk kez katılan ve belge ile eylem planının imzacılarından biri olan Kıbrıslı Bağımsızlık Yolu (Emekçinin Partisi) Parti Meclisi üyesi Ali Şahin ile bir röportaj gerçekleştirdik.
Bağımsızlık Yolu: “Kıbrıs ancak işçilerin mücadelesiyle gerçekten özgür olabilir”
-Bağımsızlık Yolu – Emekçinin Partisi’nin siyasi faaliyetinin merkezinde Kıbrıs’ın birleşmesi ve bağımsızlığı yer alıyor. Bu, işçi sınıfının talepleri ve sosyalizm mücadelesiyle nasıl ilişkileniyor?
Sosyalist bir parti olarak Bağımsızlık Yolu’nun mücadelesinin merkezinde sınıf mücadelesi yer alır. Partinin bu karakteri gereği, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi ve bağımsızlığı sosyalist perspektifimizin bir parçasıdır. Başka bir deyişle, ülkemizde sosyalist olmak, birleşme ve bağımsızlık mücadelesinin sosyalizm mücadelesinin bir parçası olduğu anlamına gelir diyebiliriz. Tarihsel olarak, bu tür ulusal sorunların yalnızca sosyalistlerin gündemi olmadığını kabul ediyoruz. Kıbrıs meselesinde de farklı siyasi özneler var. Ancak bize göre, sosyalist güçler bu tür meselelerin bir parçası olmadığı sürece, süreç yalnızca milliyetçilerin ve liberallerin gündemine göre ilerleyebilir. Bu yüzden ulusal sorunu sınıf mücadelesiyle birleştirmeye çalışıyoruz. Çünkü Kıbrıs’ın ancak işçilerin mücadelesiyle gerçekten özgür olabileceğinin farkındayız.
-Bağımsızlık Yolu’nun işçiler ve gençler arasındaki başlıca örgütlenme girişimleri nelerdir?
Bağımsızlık Yolu Emekçinin Partisi, Aralık 2014’te siyasi bir hareket olarak kuruldu ve 2018’de partiye dönüştü. Bir hareket olarak ilk kampanyamız 2015’te “Sendikasız çalıştırılmak yasaklansın!” oldu. Bu talep, özellikle Kuzey Kıbrıs koşullarında son derece işlevsel, kendine özgü bir öneriydi. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ta sanayi üretim düzeyi çok düşük. Emekçiler ağırlıklı olarak hizmet sektöründe istihdam ediliyor. Bu yüzden, kamu görevlilerinin aksine, özel sektördeki sendikalaşma oranı yaklaşık %1 civarında. Bu kampanyayla özel sektör işçilerinin bu korkunç koşullarına dikkat çekmeye çalıştık ve bu etkili oldu. Partimizin adı Kıbrıs sorunuyla ilişkili olsa da, Bağımsızlık Yolu kamuoyunda daha çok özel sektör işçilerinin sorunları ve talepleriyle tanınıyor. Yani Marksist bir perspektifle ekolojik mücadele, feminist mücadele, ulusal sorun, dinci politikalara karşı direniş gibi tüm toplumsal sorunları sınıf mücadelesiyle birlikte ele almaya çalışıyoruz.

-Bağımsızlık Yolu, farklı seçim deneyimlerinden ne gibi sonuçlar çıkardı?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki seçimler mücadelenin tek yolu değildir. Sosyalistler için yalnızca bir araçtır. Sadece seçimlere odaklanırsanız parlamentarist bir parti haline gelirsiniz. Partinin kuruluşundan sonra 2022’deki genel seçimlere bağımsız bir siyasi parti olarak katıldık. Çünkü partiden önce farklı sol örgütlerle birlikte seçim deneyimlerimiz zaten olmuştu. Ama bu, yalnızca Bağımsızlık Yolu olarak ilk deneyimimizdi. Ve kitlelerden %1,96 ile gerçekten iyi bir destek aldık. Ama sonuçtan bağımsız olarak, bizim için önemli olan sokakta kendi partimizle sosyalist bir parti olarak aktif olmaktı. Çünkü Marksist bir örgüt olarak seçimler bizim için kitlelerle daha fazla bağ kurmanın bir yolu olarak önemli. Günlük mücadeleleri seçimlerle birleştirmek, devrimci bir alternatif yaratarak sınıf mücadelesini çok daha görünür kılıyor. Yani partimizin seçimlere katılmasıyla birlikte tüm siyasi zemini daha sola çektik. Ana akım “sol”un hegemonyasını böyle kırabiliyoruz.
-Örgütünüzün enternasyonalist faaliyetlere dair geçmiş deneyimleri neler?
1974’teki Kıbrıs savaşından sonra ada ikiye bölündü ve Kıbrıslı Türkler kuzeyde toplandı. Uluslararası hukuka göre Kuzey Kıbrıs tanınmıyor. 2003’e kadar Kıbrıslı Türklerin uluslararası pasaport sahibi olma imkânı bile yoktu. Siyasi bir örgüt olarak bu durum uluslararası ilişkilerimizi de etkiledi. Bu yüzden diğer ülkelerin sosyalistleriyle siyasi ilişkilerimiz oldukça sınırlı. 2003’te kontrol noktalarının açılmasından sonra bu ilişkiler de arttı. Ama artan bu düzeyde bile bunun büyük ölçüde Kıbrıslı Elen ve Türkiyeli sosyalist örgütlere dayandığını kabul etmemiz gerekiyor. Aynı ülkenin vatandaşları olsak da, Kıbrıs’ın bölünmüş koşulları yüzünden Kıbrıslı Elenlerle ilişkiler adeta farklı bir ülkeyle ilişki gibi. 2004’te farklı bir örgütlenme biçimiyle Atina Uluslararası Sosyal Forumu’na katıldık. Ve Bağımsızlık Yolu olarak 2016 civarında Kıbrıs’ta ve Avrupa’da Venezuela hükümetinin bazı uluslararası örgütlenmelerine katıldık. Ama bu ilişkiler uzun sürmedi.
-Atina’daki enternasyonalist konferansa katılımınızla ilgili sonuçlarınız neler? Emperyalist savaşa karşı ortak girişimin bir sonraki temel adımları olarak neyi görüyorsunuz?
Atina Savaş Karşıtı Konferansı bizim için çok önemliydi. Özellikle iki sebepten dolayı. Birincisi, emperyalizmin küresel savaş tehdidinin yaşandığı bir dönemdeyiz, bu yüzden sosyalist örgütleri uluslararası bir savaş karşıtı çerçevede mümkün olduğunca bir araya getirmek çok acil bir ihtiyaç. Şu an gücümüz sınırlı olsa da, işçi sınıfı insanlığın tek umudu. Bu yüzden sosyalist örgütlerin bu konuda bir görevi var. Konferansta özellikle uzak coğrafyalar hakkında pek çok şey öğrendik. Bu bizim için de önemli, çünkü bizimki gibi küçük ülkelerde, sosyalistler dahil, insanların yalnızca kendi sorunlarına odaklanma alışkanlığı var ve bu siyasi ufku sınırlıyor. Diğer sebep ise uluslararası ilişki düzeyini artırmak. Daha önce de belirttiğim gibi, Bağımsızlık Yolu olarak dünyadaki diğer devrimcilerle çok fazla ilişkimiz yok. İki açıdan da konferans çok başarılı ve faydalıydı.
-PO, konferansa “Devrimci Enternasyonal ve Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşası” başlıklı bir katkı sundu. KA da konferans sonrasında devrimci bir enternasyonal ihtiyacına dair kendi görüşlerini içeren bir makale yayımladı. Bu tartışmanın geleceğini nasıl görüyorsunuz ve devrimci bir enternasyonalin kuruluşuna yönelik somut olarak nasıl çalışabiliriz?
Sosyalizmin yapısı gereği, mücadele uluslararası olmak zorundadır. Bu gerçek tartışmanın dışındadır. Bu yüzden uzun zamandır sosyalist hareket uluslararası bir örgütün eksikliğini hissediyor. 20. yüzyıldan enternasyonalizm anlayışımıza dair pek çok kötü deneyimimiz olsa da, dünya işçileri arasında koordinasyon, dayanışma ve işbirliği olmadan sosyalizmin asla başarılı olamayacağını kabul etmemiz gerekiyor. Öte yandan, dürüst olmak gerekirse, Kıbrıslı Türklerin kendine özgü koşulları nedeniyle bu tür uluslararası ilişkiler konusunda çok deneyimli değiliz. Ama örgütler birbirinin örgütsel eşitliğine ve bağımsızlığına saygı gösterdiği sürece biz de uluslararası bir örgüt kurabiliriz. Çünkü bizim partimiz için enternasyonal, her örgütü aynılaştıran bir yapı biçimi değildir. Ayrıca benzer fraksiyonel geleneklerden gelmemize de gerek yok. Asgari bir programda anlaştığımız, temel yönler konusunda uzlaştığımız ve birbirimizi engellemediğimiz sürece, tartışmalarımızı ve müzakerelerimizi sürdürebiliriz. Sanırım bu, ortak acılarımızdan ama aynı zamanda enternasyonalizmin trajik tarihinden çıkardığımız derstir.
Röportajın orjinali:
https://prensaobrera.com/internacionales/bagimsizlik-yolu-chipre-solo-podra-ser-verdaderamente-libre-mediante-la-lucha-de-los-obreros