
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, Saliha Özkol cinayetiyle ilgili Polis Genel Müdürlüğü’ne başvurduklarını açıklarken, koruma emri ve kadına yönelik şiddet başvurularında polis tarafından gerekli işlemlerin yapılıp yapılmadığının araştırılmasını istedi. Nazlı, kadınların şiddetten korunması için mevcut mevzuatın uygulanması, 7/24 polis korumasının hayata geçirilmesi, şiddet önleme merkezleri ile sığınma evlerinin kurulması gerektiğini söyledi.
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Cansu N. Nazlı, Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan ve Kadın Eğitim Kollektifi aktivisti Didem Koçak, Emeğin Gündemi programında art arda yaşanan kadın cinayetlerini değerlendirdi.
Nazlı: Saliha Özkol Cinayetiyle İlgili PGM’ye Başvurduk
Nazlı, Saliha Özkol cinayetiyle ilgili Polis Genel Müdürlüğü’ne yazılı müracaatta bulunduklarını açıkladı.
Özkol’un daha önce koruma emri aldığı, bu emrin ihlal edilmesi ve şiddet tehdidi gibi suçlardan eski eşinin mahkûm edildiği yönündeki bilgilerin, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların korunmasına ilişkin uygulamaların sorgulanmasını gerektirdiğini belirten Nazlı, medyada yer alan haberler ve Özkol’un yakınlarının açıklamaları doğrultusunda İskele Polisi’ne yapılan başvuruların ne ölçüde ciddiye alındığının ve etkin biçimde soruşturulup soruşturulmadığının araştırılmasını talep ettiklerini söyledi.
Nazlı, olası bir ihmal tespit edilmesi halinde soruşturma başlatılmasını istediklerini belirtti.
Koruma Emri İhlalinde Ayrıca Mahkemeye Başvurmaya Gerek Yok
Koruma emrinin ihlal edilmesi halinde polise yapılan şikâyetin işlem başlatılması için yeterli olduğunu belirten Nazlı, ayrıca mahkemeye başvurma zorunluluğu bulunmadığını söyledi.
Koruma emrinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi halinde polisin ilgili kişiyi çağırabileceğini, gelmemesi durumunda tutuklama yoluna gidebileceğini ve ceza davası okuyarak mahkemeye çıkarabileceğini ifade eden Nazlı, Özkol’un koruma emri yürürlükteyken şiddete veya koruma emrini ihlal eden fiillere maruz kaldığının doğru olması halinde bu prosedürlerin işletilmesi gerektiğini vurguladı.
Kadına Yönelik Şiddet Göçmenlerden Kaynaklanmıyor
Kadına yönelik şiddetin Türkiye’den veya ülkedeki göçmenlerden kaynaklanan bir sorun olarak ele alınamayacağını belirten Nazlı, bunun ataerkil sermaye düzeni içerisinde dünyanın birçok yerinde yaşanan bir olgu olduğunu söyledi.
Kuzey Kıbrıs’ta da kadına yönelik şiddetin geçmişten beri var olduğunu ifade eden Nazlı, Bağımsızlık Yolu’nun muhafazakârlaştırma politikalarına yönelik eleştirisinin göçmenlere karşı bir tutum olmadığını belirtti.
Kadınlar Aynı Şiddet Hikâyesini Tekrar Tekrar Anlatıyor
Şiddet önleme merkezleri ve sığınma evlerinin kurulmasının uzun yıllardır savundukları ve kadın hareketinin ortak talepleri arasında bulunduğunu söyleyen Nazlı, mevcut durumda şiddete maruz kalan kadınların farklı devlet kurumlarına başvurarak yaşadıklarını tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldığını belirtti.
Kadının polise, Sosyal Hizmetler’e ve hukuki destek için mahkemeye ayrı ayrı başvurmasının travmatik süreci yeniden yaşamasına neden olduğunu ifade eden Nazlı, kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliğinin kadınların üzerindeki yükü artırdığını söyledi.
Şiddet önleme merkezlerinin kadına sağlık, polis, hukuki destek ve diğer ihtiyaçları konusunda tek merkez üzerinden destek sağlayabileceğini belirten Nazlı, bu yapıların kurumlar arasında koordinasyon sağlayan multidisipliner merkezler olması gerektiğini ifade etti.
Mevcut Mevzuattaki Mekanizmalar Hayata Geçirilmeli
Kadına yönelik şiddette temel sorunun mevzuat eksikliği olmadığını savunan Nazlı, yıllardır yasalar ve uluslararası sözleşmeler kapsamında bulunan önleyici ve koruyucu mekanizmaların uygulanmamasının temel sorun olduğunu söyledi.
Şiddet önleme merkezleri ve sığınma evlerinin kurulmasının yanı sıra ALO 183 hattının altyapısının güçlendirilmesi ve kadına yönelik şiddet konusunda uzmanlaşmış polis birimlerinin tüm bölgelere ve köy karakollarına kadar yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.
Nazlı, özellikle küçük yerleşimlerde şiddet uygulayan kişinin nöbetçi polisin yakını, akrabası veya tanıdığı olmasının şikâyetin alınmasını zorlaştırabileceğine dikkat çekerek, uzman polis birimlerinin İskele, Güzelyurt, Girne ve Lefke dahil tüm bölgelerde oluşturulmasını istedi.
7/24 Polis Koruması Fiilen Uygulanmalı
Saliha Özkol cinayeti özelinde Aile Yasası’nda yer alan 7/24 polis koruması tedbirine de dikkat çeken Nazlı, bu mekanizmanın yasada bulunmasına rağmen fiilen uygulanmadığını savundu.
Koruma emri almış, bu emrin ihlal edilmesi nedeniyle eski eşi mahkûm edilmiş ve sonrasında yeniden şiddet uyguladığı yönünde bilgiler bulunan vakalarda 7/24 polis korumasının ciddi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Nazlı, “yeterli personel olmadığı” gerekçesiyle bu mekanizmanın uygulanmamasının kabul edilebilir olmadığını belirtti.
Şiddet Uygulayanların Rehabilitasyonu da Ele Alınmalı
Tekrarlanan şiddet vakalarının yalnızca cezaların artırılması üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirten Nazlı, şiddet nedeniyle ceza alan kişilerin cezaevinden çıktıktan sonra aynı davranışları sürdürmesinin devletin rehabilitasyon konusundaki sorumluluğunu da gündeme getirdiğini söyledi.
İstanbul Sözleşmesi’nde şiddet uygulayan kişilerin psikososyal programlarla desteklenmesine yönelik düzenlemeler bulunduğunu belirten Nazlı, rehabilitasyonun psikososyal destek ve sonrasında yapılacak takip çalışmalarıyla birlikte ele alınabileceğini ifade etti.
Yeni Bir Yasa Tek Başına Kadın Cinayetlerini Önlemez
Ev İçi Şiddet Yasası taslağının Bağımsızlık Yolu tarafından yürütülen bir süreç olmadığını belirten Nazlı, taslağın KAYAD tarafından hazırlandığını ve TDP’nin Meclis’te temsil edildiği dönemde ilgili komiteye geldiğini söyledi.
Taslağın mevcut mevzuatla büyük ölçüde çeliştiğini ve uygulamada sorun yaratabileceğini düşündüklerini ifade eden Nazlı, sosyal devlet kurumlarının güçlendirilmesi gerekirken polise daha fazla yetki ve sorumluluk yükleyen yaklaşımın sorunlu olduğunu savundu.
Nazlı, mevcut yasalardaki önleyici ve koruyucu mekanizmalar uygulanmadığı sürece yeni bir yasanın tek başına kadın cinayetlerini sona erdiremeyeceğini belirterek, sorunun yapısal ve çok katmanlı olduğunu söyledi.
Bağımsızlık Yolu’nun kadına yönelik şiddetin Ceza Yasası’nda özel suç olarak tanımlanması ve bu suç için ağır teminat koşulları getirilmesi yönünde iki temel mevzuat değişikliği talebi bulunduğunu da açıkladı.
Kadınların Şiddet Ortamından Neden Çıkamadığını da Çözmeliyiz
Kadına yönelik şiddetle mücadelede yalnızca polis, mahkeme ve koruma mekanizmalarına odaklanılmaması gerektiğini belirten Nazlı, kadınların şiddet gördükleri ilişkilerden neden çıkamadığının ve resmi makamlara neden geç başvurduğunun da ele alınması gerektiğini söyledi.
Ekonomik bağımsızlık, ulaşım ve çalışma koşullarının kadınların şiddet ortamından uzaklaşabilmesinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Nazlı; sendikasız çalıştırmanın yasaklanması, kamusal toplu taşımacılığın geliştirilmesi ve asgari ücretin en düşük kamu maaşına eşitlenmesi gibi taleplerini de kadın özgürleşmesinin parçası olarak değerlendirdi.
Polis içerisindeki ihmallerin kamuoyunda tartışılabilmesi ve denetlenebilmesi açısından polisin sivile bağlanmasını da talepleri arasında saydı.
Koçak: Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Dayalı Bilimsel Eğitim Şart
Kadın Eğitim Kollektifi aktivisti Didem Koçak ise kadına yönelik şiddet, muhafazakârlaşma ve eğitim sistemi arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
Koçak, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan haklarına dayalı, bilimsel bir eğitim müfredatı oluşturulması gerektiğini söyledi. Kollektif olarak farklı bölgelerde ücretsiz eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirdiklerini belirten Koçak, kadın hakları ve sosyal adalet mücadelesinin yalnızca teorik çalışmalarla sınırlı olmadığını ifade etti.
Muhafazakârlaşma ile eğitim sistemindeki dönüşümün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunan Koçak, eğitim sisteminin toplumun şekillendirilmesinde önemli bir araç olduğunu söyledi.
Ortaöğretimde kullanılan müfredatın Türkiye’deki müfredatla aynı olduğunu belirten Koçak, eğitim materyallerinin içeriklerinin boşaltıldığını, laiklikten uzaklaşıldığını ve bilimsel verilerin müfredattan çıkarılmaya çalışıldığını savundu. Evrim konusunun yıllar önce kitaplardan kaldırıldığını ve bugün müfredatın hiçbir kademesinde yer almadığını söyledi.
Cinsiyet Eşitliği İlkokuldan İtibaren Öğretilmeli
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan haklarına dayalı eğitimin ilkokuldan itibaren çocukların gelişim düzeylerine uygun şekilde verilmesi gerektiğini belirten Koçak, eğitim kitaplarında cinsiyetçi söylem ve görsellerin kaldırılmasını istedi.
Kadına yönelik şiddetin sosyal medya ve televizyon gibi mecralarda zaman zaman meşrulaştırıldığını savunan Koçak, bunun yalnızca uyarılarla önlenemeyeceğini, çocuklara erken yaşlardan itibaren şiddet ve cinsiyet eşitsizliğinin neden yanlış olduğunun anlatılması gerektiğini söyledi.
Koçak, yaşananlara rağmen karamsar olunmaması gerektiğini belirterek kadın mücadelesinin farklı alanlarda sürdüğünü ifade etti.
Kadın kooperatiflerinin de kadınların ekonomik ve toplumsal bağımsızlığını güçlendirdiğini belirten Koçak, kadınların kendi üretim sistemlerini oluşturmasının desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Kadına Yönelik Şiddeti Yalnızca Göçle Açıklamak Sorunu Basitleştiriyor
Kadına yönelik şiddetin yalnızca nüfus hareketleri veya göçmenlerle açıklanmasına karşı çıkan Koçak, Türkiye’de kadın cinayetlerine ilişkin verilerde yıllar içerisinde artış görüldüğünü ve muhafazakârlaşma ile kadın cinayetleri arasında ilişki bulunduğunu savundu.
Kuzey Kıbrıs’ta demografik sorun ve kontrolsüz nüfus akışının ayrı bir mesele olarak ele alınabileceğini belirten Koçak, ancak kadına yönelik şiddetin yalnızca insanların geldikleri yer üzerinden açıklanamayacağını söyledi.
Özkızan: Kadın Mücadelesi Seçim Dönemlerine Sıkıştırılamaz
Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan ise kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleriyle mücadelenin yalnızca seçim dönemlerinde veya cinayetlerin ardından gündeme getirilmemesi gerektiğini söyledi.
Bağımsızlık Yolu’nun Saliha Özkol cinayetiyle ilgili İskele Polis Müdürlüğü konusunda girişimde bulunduğunu belirten Özkızan, sürecin takipçisi olacaklarını ifade etti. Kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak değil, süreklilik taşıyan kadın mücadelesinin parçası olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Mevcut Yasaları Uygulamayanların Yeni Yasa Tartışması Sorgulanmalı
Özkızan, geçmişte hükümette bulunan siyasi kesimlerin kendi dönemlerinde yürürlükte olan mevzuatı uygulamadıkları halde bugün yeni mevzuat önerileri getirmelerinin sorgulanması gerektiğini belirtti.
Mevcut mekanizmalar hayata geçirilmemişken yalnızca mevzuat eksikliğinden söz edilmemesi gerektiğini ifade eden Özkızan, mevcut yasaların uygulanmasının da temel bir sorumluluk olduğunu söyledi.
Kadına yönelik şiddetin yalnızca mevcut hükümet politikalarıyla açıklanamayacağını da belirten Özkızan, farklı hükümet dönemlerinde de kadın cinayetlerinin yaşandığını hatırlatarak sorunun daha geniş bir toplumsal mesele olarak ele alınması gerektiğini savundu.
Nüfus Sorunu Var Ancak Her Sorunun Bahanesi Olmamalı
Nüfus ve vatandaşlık meselesinin gerçek bir sorun olduğunu kabul ettiklerini belirten Özkızan, Bağımsızlık Yolu’nun bu konularda parti programında çeşitli önerileri bulunduğunu söyledi.
Ancak kadın cinayetleri gibi toplumsal sorunların nüfus tartışması üzerinden açıklanmasına karşı çıkan Özkızan, nüfus meselesinin diğer sorunlara çözüm üretmemenin bahanesi haline getirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Erkekler Gündelik Yaşamda Şiddete Müdahale Etmeli
Özkızan, kadına yönelik şiddetle mücadelede erkeklerin de gündelik yaşamda sorumluluk alması gerektiğini belirtti.
Erkeklerin arkadaş çevrelerinde kadına yönelik şiddeti, tacizi, tecavüzü veya kadınları aşağılayan söylemleri normalleştiren yaklaşımlar karşısında sessiz kalmaması gerektiğini söyleyen Özkızan, bu tür davranışların “şaka” olarak görülmemesi ve müdahale edilmesi gerektiğini ifade etti.
Kadına yönelik şiddetle mücadelenin devlet kurumları, siyasi partiler veya seçim dönemleriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Özkızan, toplumsal dönüşümün gündelik yaşamda da sürdürülebileceğini söyledi.